okumak ya da okumamak; işte tüm mesele bu!

William Shakespeare der ki “Olmak ya da Olmamak, İşte Bütün Mesele Bu!” Ne de güzel özetler aklından ve yüreğinden geçenleri veciz bir şekilde. Bizim ufkumuzu açar yazdıklarıyla. Shakespeare’in bu sözü bana şunu düşündürdü. “Okumak ya da Okumamak, İşte Bütün Mesele Bu!” Okumak, aklın gelişmesine kendi başına büyük katkı yapan çok düzeyli bir zihinsel işlem olarak tanımlanmaktadır.

Peki ya okumamak ? Okumamak, aklın gelişmesine kendi başına katkı yapmayan tek düze bir zihinsel işlem olarak tanımlanmaktadır. Okuma faaliyeti esnasında ilk olarak keşfetmemiz gereken yeteneğimiz zihinsel işlem yapabilmektir. Çünkü okuma sürecinde gördüğümüz kelimeleri zihnimizde canlandırabilmemiz büyük önem taşıyor. Peki kelimeleri zihnimizde canlandırabilmemiz için neye ihtiyacımız var? Burada sağ beyin faaliyetlerimize büyük görev düşüyor. Sağ beyin, yaratıcı düşünce, üç boyutlu düşünce ve çözüm odaklı düşünce türlerinde bilgilerin tasavvuru konusunda bize yardımcı oluyor. Okuma sürecinin bir diğer önemli bölümü ise sol beyin faaliyetlerimizdir. Zihnimizde canlandırdığımız verilerin mantık çerçevesine yerleştirilmesidir. Mantık; varlıklar dünyası ile düşünceler dünyası arasında köprü kurabilmektir. Zihnimizde canlandırdığımız verilerin varlıklar dünyasına kaydedilmesi kalıcılık açısından çok önemlidir. Bu konuyu gündelik hayatımızda şu şekilde düşünebiliriz. Toprak üzerinde yaşadığımız bize güven veren bir varlıktır. Toprağın altında veya üstünde su kaynakları vardır. Bazen bu kaynaklar toprağın içindedir bazen de dışında. Toprak ile suyun oluşturduğu bu güzel ahenk, beynimizde mantık ve duygu ile aynı anda okumamıza fırsat sunabiliyor.

Mantıksal okuma yaptığımız süreçlerde bilgilerin doğru ve yanlışlarını analiz ederken, duygusal okuma sürecimiz bilgilerin bize verdiği huzur, mutluluk, üzüntü gibi kavramları hissettiriyor. Bizler zihnin işlem yapabilme yeteneğini geliştirmeyi başarırsak okuma kalitemizi artırmamız mümkün olmaktadır. Mavi Beyin Projesi kapsamında yapılan bilimsel araştırmalarda insan beyninin karmaşık işlemlerde 1 saniyede 20 milyon giga hertz, basit aritmetik işlemlerde 1 saniyede 1013 işlem yaptığı bilinmektedir. Bu bilgileri yazıya dönüştürme işine gelince işlem sayıları epey düşmektedir.

 

Basit aritmetik işlemleri görüp 1 saniyede en fazla 2 işleme cevap verebiliyoruz. Tabi ki bu veri azami hızımız. Son 8 yılda eğitimlerimize iştirak eden katılımcılar arasından yaklaşık 5000 kişi üzerinde yapmış olduğumuz ölçümler sonucunda elde ettiğimiz sonuç, bu performansın ortalama 4 saniyede 1 işlem yapma seviyesinde olduğudur. Bizler bu durumu geliştirdiğimiz yöntemler ile 1 saniyede 1 işlem seviyesine çıkardığımızda okuma ve anlama hızımızda otomatik bir gelişim görülmektedir. Kitap okuma alışkanlığı kazanan bireyler geleceğe yön veren üretken bireyler olma fırsatını yakalayabiliyorlar. Lakin, üzülerek belirtiyorum ki ülkemizde okumama alışkanlığı bulunmaktadır. Türkiye’de okuma sorununu, okuma alışkanlığının yeterince gelişmemiş olması şeklinde değil, bir okumama alışkanlığı olarak tanımlamak daha doğrudur. Bu, kitabın ve okumanın reddi anlamına gelmemektedir. Çünkü toplum okumasa da, taşıdığı kültürel miras ve sahip olduğu inanç sistemi gereği kitaba karşı büyük bir saygı duymaktadır. Gençlerin %70’i hiç okumuyor! Devlet Bakanlığı’nın 1989 yılında yaptırdığı bir araştırmada gençlerin %69’u hatırlayamadığı kadar uzun bir zamandır kitap okumadığını söylemiştir. 10.000 kişiden sadece 8’i okuma alışkanlığına sahip! PİAR’ın 1982’de yaptığı bir araştırma Türkiye nüfusunun sadece %0.08’inin okuma alışkanlığına sahip olduğunu gösteriyor: Bu 40.000 okuyucuya karşılık gelir. Toplumumuzda okuma alışkanlığının neden gelişmemiş olduğu konusunda daha pek çok sebep ileri sürülebilir: Lakin tek bir gerçek vardır.

Türkiye’de okuma alışkanlığı sorunu, sahipsizdir!

Kaynak: Çocuk Vakfı Çocuk Düşünce Merkezi, Okuyan Türkiye Ön Bilgi Raporu