Loading...
Menu

ZAMAN HIRSIZLARI


Yaşam ne kadar değişti, farkında mısınız? Şu anda en çok ihtiyaç duyduğunuz şey ne diye sorsam çoğunuz zaman diyeceksiniz sanırım. En azından, sizi bilmiyorum ama benim öyle . İnsanın aklı almıyor, değil mi? Hayat kolaylaşıyor, modernleşiyor ve zaman azalıyor. Oysa modern yaşam bize zaman kazandırmak için uçaklar, hızlı trenler yapıyor. Markete bile gitmiyoruz, sanal dünyadan evimize ürünler geliyor. O zaman ne oluyor da dünya tarihinden beri en çok sahip olduğumuz şeyi yitiriyoruz.

Kapitalist dünyanın en temel dayanaklarından biri tüketim toplumu oluşturmaktır. Bazen bunu bilmeden yaptıklarını düşünmek istiyorum. İnsanoğlunun, Tanrıcılık oynarken her şeyi kontrol eden ve yaratan olduğunda, gücü elinde tutan acemi bir çocuk davranmasına, bilgisizliğine vermek istiyorum. Ama düzeni izlediğimde hep bunu yapıyor. Sağlıkta, beslenmede önce insanları peşinden sürükleyecek, onların ihtiyaç hissettikleri duyguları verecek bir düzen yaratırken gerçek duygularını çalıyor. Ve sonra ondan aldıklarını yeniden onlara satmak için yola çıkıyor. Bunun en büyük örneğini Amerika’nın glikoz ve fruktoz şuruplarında gördük. İnsanlara, ürünleri yedirebilmek için ve sistemde çok çalışmaktan eksikliklerini hissedebilecekleri mutluluk, haz gibi duyguları suni verebilmek için yiyecekler yarattılar. Sonra onu yediklerinde asıl gereken temel hormon döngüsü ve bu hormonlara bağlı duyguların tüm kontrolü kişilerdeki iç dengeden çıkıp dış sisteme bağlı geldiğinde artık her şey bir çıkmaz sokak öyküsüne dönmüştü. Sağlıklı ve mutlu olmak için, yitirdiğimiz dengeleri yeniden satın almak için ihtiyaç haline gelmiş geçmişimizi aramaya yola çıktık. Öyle bir noktaya geldik ki, bizi bir yola çıkartıp sonra o yolda yürümenin hayatımıza getirdiği bedensel veya ruhsal sorunları çözecek bizlere yeniden satın almamızı getirdikleri yeni yollar üreten bir dış dünya. Ancak bu gerçek bir kafa karışıklığı yaratıyor, çünkü bir bilgi kirliliği mevcut, üstüne üstlük doğru bilgiyi bulabilmek için çabaladığımız kaynakların hepsi bir yerde aynı kaynak döngüsüne bağlanıyor. Kim doğruyu söyleniyordan çıkıp hikaye, hepsi aynı yerden gelen bilim adamları olduğu için, aynı isimli araştırmacılar olduğu için ne zaman doğru söyleniyor noktasına kayıyor. Ve insanın umutsuz bir kendini arayışı ortaya çıkıyor. O zaman da kendini arayan insana ruhani öğretileri satan kitaplar ve toplumlar piyasası çıkıyor. Ve sürekli olarak arayışını hissettiğimiz her şeyi bak burada diye bize satmaya çalışan bir satıcı topluluğunu kapımıza dayanmış buluyoruz. En acı olansa satın almaya çalıştığımız, her şey sağlık, mutluluk gibi aslında hep sahip olduğumuz ama bir şekilde yolda yitirdiğimiz şeyler.

Şimdi bakıyorum, mutluluktan, serotonin satışlarından, enerji satışlarına gelen piyasa ürünleri şimdi zaman satan insanlara döndü. Sizin için çocuklarınızla oynayan oyun ablaları, köpeklerinizi gezdiren kişiler, sizin için hediye hazırlayan, düşünen yerler, sizin için sosyal medya paylaşımı yapan kişiler ve daha saymakla bitmeyecek iş çeşitlilikleri üremeye başladı. Durup bir bakın, bir gününüzü geçirirken nelere zaman harcıyorsunuz? Cep telefonu, facebook, trafik, evraklar, televizyon dizileri daha ne kadar çok şey bir şey vermeden sadece zihninizi susturup sizin zamanınızı çalıyor. Çünkü sonunda dizideki kişi aşkına kavuştuğunda mutlu olmuyorsunuz, o anlık kısa hormonlardan birinin patlaması oluyor , bir sigara içer gibi bir haz yayılıyor. Ama 3-5 dakika olmadı birkaç saat sonra aynı yaşamınıza geri dönüyorsunuz. Bu televizyondaki diziyi izlerken tozlanan koltuklara, aç ve hareketsiz bedeninize gri dönmek gibi. Orası o kadar tozlu ve emek gerektirecek gibi gözüküyor ki içinizde eksilen mutluluğa o kadar emek sarf edebilecek enerjiniz de yokluktan kalmamış oluyor, ve dönüp bir dizi daha açıyorsunuz. Ve koltuklar biraz da tozlanıyor, yokluğun acısı ile bedenler biraz daha kıvranıyor ve zihniniz uyuştuğu için acıyı hissetmiyor. Sevdiklerinize dokunmak yerine facebookta ettiğiniz sohbeti başkaları da gördüğü için çok daha fazla şey yapmış, daha önemli biri haline gelmiş gibi hissediyorsunuz. Oysa bedeninizin ihtiyaç hissettiği dokunmanın sıcaklığı, gülen bir gözün ışıltısını almıyorsunuz. Bir iletişimin yüzde 93 ü bedensel iletişimken, kelimeler sadece yüzde 7 iken, siz zihninize yüzde 7‘ lik bir uyuşturucu verip acılarınızdan, kendinizden kaçıyorsunuz. Ve kaçtığınız kendinizde eksilenleri size satacak bir dünya ve iş sektörü hızla yükseliyor. Öyle ki tadını alamadıkça bu satışlarsan kendinizi daha da unutturacak platformlar üretiyorlar, hiç kapanmayan iş yerleri gibi uzun çalışma saatleri, lüks arabalar gibi uzun trafikte geçen saatler, çıkamadığınız artık hayata haliniz kalmadığı için ilaçtan, şekere evinize alıp getirecek iş sahibi arabalı kişiler ve diğerleri…

Başladığımız yere doğaya, saflığımıza ve dengemize dönmek için çarktan çıkmak isterken yeni çarklar yaratıyoruz. Zamanımızı çalan insanlara kızarken aşklarda, dostluklarda zamanımızı ve umutlarımızı çalan duygu hırsızlarına daha çok koşuyoruz. Aşktaki zaman ve duygu hırsızları başka bir konu tabii, uzun uzun anlatılacak başka bir gün o… Ama size söyleyebileceğim zamanınızda boşluk yaratan, sizi kendinizden çalan her şeyi tek tek avlayın ve hayatınızdan çıkartın. Özgür ve kendiniz olduğunuz gerçek bir dünya kurun kendinize.. En başta azınlık bile olsak, elbet birbirimizi bulacağız ve bizim dünyamız büyüyecek ve her şey özündeki sahip olduğu en büyük güzelliğe, sonsuz kaynağına geri dönecek… Uyuşan zihinlerimizden uyanacağımız günler gelecek .. Sevgiyle kalın…