Loading...
Menu

TERÖR,ALGI YÖNETİMİ VE REİNA

Türkiye her defasında dozunu arttıran ve her an şekil değiştiren bir terör bataklığının içine büyük bir hızla giriyor.

Ne yazık ki teröre, devletin aldığı güvenlik önlemleri dışında bir alanda, rasyonel bir şekilde yaklaşabilen bir akademi ya da medya uzmanı yok.

Defalarca belirttiğim gibi, terör geleceğe yönelik kanlı bir algı yönetimidir; yani intikam almak, yılbaşı protesto etmek vs gibi bir derdi yoktur.

Aynı şekilde defalarca yazdığım ve her fırsatta söylediğim gibi, devletin, algı yönetimi konusunda uzman olan kişilerle bir düşünce kuruluşu oluşturması ve algı yönetimi ve terör konusunda ciddi çalışması gerekmektedir. Güvenlik önlemleri bunun sadece bir ayağıdır, gereklidir ama toplumsal ayağı çok daha önemlidir.

Son Reina terör olayından sonra terörün yine hedef değiştirdiğini ve yabancıları ve “Beyaz Türkler”i kapsayacak kadar genişlediğini görüyoruz.

Terör nasıl önlenir? 

Aslında terörün hedefi her türlü kitle olabilir. Terör yaratmak istediği ortam itibarı ile pek de seçici davranmaz. İşine geldiği yerde bir eylem yapar. Amaç salt o insanları öldürmek değil, onların ölümü üzerinden algı yönetimi yapmaktır.

Son Reina olayında, TV’lerde köşe başını tutan yorumcuların sığ ve tutarsız yorumlarını izledikçe yukarıda belirttiğim düşünce oluşumunun daha da önemli olduğunu anlıyorum.

Öncelikle, son olaylarla depresyona giren herkesin sorduğu soruyu sorarak başlamak gerek. Bu terör nasıl engellenir?

Öncelikle Türkiye örneğinde olduğu gibi dış kaynaklı terör engellenemez. Türkiye çok kritik bir coğrafyada bulunmaktadır ve sanal para akışının yolları üzerindedir. Suriye olayı bugün en önemli neden gözükse de yıllardır süregelen bir oyun vardır.

Masalcı romanında anlattığım bu tarihsel arka plan aslında Türkiye’yi uzun bir süre rahat bırakmayacaktır.

Dış kaynakların, ülkemizde yaratmak istediği kaos ve iç savaş ortamına dayalı planlarını engellemek çok büyük bir istihbarat ve savaş hali durumudur. Ancak terörün yeşereceği ortamı kurutmakla bu işe başlanabilir.

Terör en önemli insan kaynağını toplumsal kutuplaşma ve sınıfsal çatlaklardan alır.

Türkiye son yıllarda sınıfsal çatışmaların en yoğun yaşandığı ülkelerden biridir.

Kurtuluş Savaşı sonrası İstanbul elitlerinin hakimiyetinde olan ekonomi için Atatürk milli bir burjuvazi yaratma çabalarına girişmiş, İzmir İktisat Kongresi toplanmış, hatta İstanbul elitizmine düşman olan Atatürk İstanbul’a gitmek yerine Ankara kökenli bir burjuvazi yaratma çabasına girişmiştir. Ancak bu çabalar Atatürk’ün ölümü ile yarım kalmış, hatta partisi dahi ölümünü takiben aslında hiç sevmediği İstanbul elitlerinin hakimiyetine girmiştir.

CHP baskılı, asker destekli tek parti dönemi bu çatlağı büyütmüş ve halkı olabildiğine baskılamıştır. 50li yıllardan itibaren kente göç ile yepyeni bir burjuvazi oluşmuş ve üstyapıda dinsel karakteri ile kendini belli etmiştir. 70li yıllardan itibaren iyice yerleşen bu sınıf, 80lerden itibaren üretim araçlarını elit burjuvadan devralmaya başlamıştır.

Bu bağlamda basıcı yönetime karşı tek argümanı ve referansı din olan bu sınıfları kandırmak hiç de zor olmamıştır.

Gösterilen çabaya rağmen dinini doğru öğrenmeyen ve her türlü etkiye açık olan bu burjuva ve yeni nesilleri günümüze kadar gelmiştir. (bu başka bir araştırmanın konusu. Akademik çevrelerin başlarını kuma gömdükleri bir araştırma)

Bunun göstergeleri çok ilginçtir. Örneğin birkaç yıl önceki diyanetin bir dindarlık anketinde, Cennete inananlar ile Cehenneme inananlar arasında Cennet lehinde 5-6 puanlık bir fark olmasını kimse yorumlayamamıştı. Oysa bu kapitalizmin cennetine inanan burjuva için kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu tamamen sınıfsallığın bir göstergesidir.

Bunun örnekleri çoğaltılabilir. Görüldüğü gibi sınıfsal söylemler aslında İslam’a da zarar veren söylemlerdir. Bu aynı şekilde Avrupa ve Afrika’da da sahneye koyan bir oyundur ve bir ayağı da İslamofobidir.

Bugün geldiğimiz noktadaki dindarlık/laiklik eksenindeki tartışmanın ve kanlı bir iç savaşa götüren ayrılığın kökeninde de aslında bu sınıfsallık vardır. Aynı şekilde Atatürk’ten uzak sakat kemalizmin kökeninde de bu vardır.

Toplumda oluşan bu çatlak büyük depremlere gebedir ve aynı zamanda terörün altyapısını ve insan kaynaklarını da oluşturur. Bu bağlamda terör örgütünün adının PKK/PYD, İşid, FETÖ olması ya da Türkmenistan kökenli olmasının bir önemi yoktur.

Bu konuda hiçbir fikir süremeyen bazı popüler medya mensupları ve akademisyenler de birinci derecede suçludur. Çünkü barış içinde yaşayabilecek bir toplum, ekonomik önlemlerin alınmamasında dolayı bir uçuruma doğru sürüklenmektedir. Bu nedenle iktidarın bir düşünce kuruluşu oluşturması ve bunun siyasetten uzak çalışması büyük aciliyet göstermektedir.

Son Reina olayını yılbaşı ile ilişkilendirmek de aynı sığ analizlerin bir eseridir. Terör sadece yılbaşını kullanmıştır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken, terör başlı başına bir algı yönetimi iken kendi algı yönetimi araçları ile gelmesidir. Bir önceki terör olayında Halep katliamı sahte resimlerle abartılırken Rus büyükelçinin öldürülmesi olayı gerçekleşti. Bu sefer “Müslüman Noel kutlamaz” sloganları ve buna bağlı etkinliklerle bu olay geldi. Özellikle yılbaşı ve Noel aynı gösterildi ve birçok iyi niyetli kişi de buna alet oldu.

Şimdi ise Reina olayını yılbaşı tepkilerine bağlayanlar ile “iyi olmuş” diyenler ayrı uçlardan aynı teröre hizmet ediyorlar.

Medya da bu olayı sözde-uzmanlarla kökenlerinden uzaklaştırıp sanal nedenler yaratarak aynı ihanet içine giriyor.

Toplumun bütün kesimlerinin bir gaflet içinde olduğu bu anda, iktidarın yapacağı en doğru hamle algı yönetimi kurumu oluşturmak ve terör için bu kurumdan yardım almaktır. Bu iş profesyonelce de uzmanlık gerektiren bir alanda çözülmelidir. Toplumda dezenformasyona sebep olan gereksiz yorumların da önü kesilmelidir.

En kısa zamanda terör içeriden başlayarak, dışarıdan gelen etkilere de kapalı hale getirilmelidir. Dışarıdan ancak terörün tohumu ya da dalı ithal edilir ama yeşerecek ortam içeride bulunur. O nedenle sosyo-ekonomik nedenlerin ortadan kaldırılması ve algı yönetimi çok ama çok önemlidir. Bunu bir kere daha düşünmek gerekmektedir.

2017’den en büyük umutlu beklenti bu olmalıdır.