Loading...
Menu

TEKNOLOJİ VE İNSANOĞLU


Ne kadar da büyük ikilemdeyiz değil mi? Bir yerde nasıl besleneceğimizi, nasıl uyuyacağımızı hatta nasıl konuşmamız gerektiğini anlatan bilimsel yazılar, bir yerde bu yazılara uymayan gündelik yaşam… Kim doğruyu söylüyor? Yaşadığımız sistem, tüketimi arttırmak için mi ? Yoksa insanlar yeni uzmanlıklar yaratıp herkesin kendini sosyal medyanın da verdiği bir destekle bilir kişi ilan etmesinden mi kaynaklı? Ortada göz ardı edilemeyecek bir bilgi kirliliği mevcut… Bu da önce dikkate almamıza, sonra bir şeyleri değiştirmeye çalıştıkça korku duymamıza ve en sonunda adam sendeciliğe vurup olan biteni yok saymamıza neden oluyor. Ama asıl göz ardı edemeyeceğimiz şey artan konforumuza karşı artan hastalıklar, depresyonlar ve kanserler. Bir şeyler doğru gidiyorsa neden bedensel ve ruhsal sorunlar artıyor? İşte sanırım göz ardı edemeyeceğimiz yerler burada başlıyor…

 Yaşam gerçekten kolay değil, ne kadar zevkli olursa olsun maalesef kolay değil… Aslında yaşam kolay ama yaşamak kolay değil… Eskiden dürtülerimizle rahatlıkla bulduğumuz yaşama dair yönleri şimdi gelişen zihnimizde kaybediyoruz. Düşünün Zihninize sürekli olarak gelen bilgiler bilgisayara eklenen datalar gibi artıkça yavaşlamaya ve karışıklığa sebep olacaktır. Basit bir işlem yapmaya kalktığınızda bile bu programı ne ile açmamı istersin diye size alt alta sıralanan bir sürü program adı sunacaktır. Şimdi bunun yaşamsal örneklemesine geçelim, beslenme ile ilgili bir çok bilgi var… Hazır gıdalardaki früktoz şuruplarından glütenin artık çölyak hastaları dışındaki gruplarda da verdiği zararlar, ya da vejeteryanlığın nasıl yüksek tansiyon hastalığına olan olumlu etkilerden veya et yemenin bizim kariyerimize yapacağı olumlu etkilere kadar  gibi…

Çok bilen ben olarak!!!  Bu bilgileri çok araştırdığım ve yayınları deli gibi kıyasladığım bir dönemde hatırlıyorum da markete gitmiştim. Elimde bir sepet evime market alışverişi yapmaya çalışıyordum. Elime aldığım ürünlerde önce hazır paketlenmiş gıdaları aldığımda beynimde früktoz şuruplarına ait dosyalar açıldı ve bunları kullanamam diyerek bıraktım. Sonra meyva ve sebze bölümünde hangisi mevsimsel olduğuna karar vermeye çalışırken çok yorulup süt ve peynir reyonuna yöneldim. Sonra sütün sinir sistemimize olan ve bağışıklık sistemimize olan etkileri ve peynirin yaşlanmaya olan büyük katkısı geldi aklıma… Oradan hızla uzaklaştım,  her ürüne baktığımda beni yok etmeye çalışan canavarları görüyordum sanki ve sonunda elimde bir kuşkonmaz ile marketten kendimi dışarı attım. Yoğun bilgilerim sonucunda elimde koca bir dal kuşkonmaz ve onun nasıl pişirilmesi gerektiğine dair soru işaretleri ile sokağın ortasında kalakalmıştım. İşte şu anda  medeniyetin bizi getirdiği nokta böyle açıklanabilir.

 Zihnimizle neyin zararlı olduğunu anlamaya çalışırken, kopuk kopuk bilgilerin bizde oluşturduğu yüksek kaygı ve sürekli bir şeyleri doğru yapamama duygusu bizi gittikçe yaşamlarımızın kontrolünü elimizden alındığını hissettirtiyor ve olan biteni ya yok saymaya ya da aşırı kontrol etmeye çalışmaya yöneltiyor.. Maalesef bu iki durumda bizi sadece ve sadece yaşamaktan alıkoyup kayıp bir şekilde sürüklenmemize yol açıyor.  Unutmayın ki çaresiz değiliz, sadece resmin bütününü görebilmemiz gerekiyor. Teknoloji ve değişen medeniyet şartları elbette  bir çok başa çıkmamız gereken zararlı etkiyi beraberinde getirdi, her şeyde olduğu gibi… Öncelikle değişimin nerelerde olduğunu ve nasıl farklılık yarattığını anlamak bizim için oldukça yol gösterici olabilir. Birazcık resmin bütününe baktığımızda geçmişin doğası ve günümüzün modern çağı olan iki dünyayı birleştirmeyi becerdiğimizde sorunlarımız çok daha kolay çözülecektir. Sevgiyle kalın ve kendinize iyi bakın

Uzm. Dr. Seda Ülgen