Loading...
Menu

SIRADAN SUSKUNLUKLAR

Ne yaptık biz? Acaba bunların olacağını biliyor muyduk? Yoksa gerçekten daha iyisini mi istemiştik? Sevdiğimizi mutlu etmek için ona daha güzel bir dünya vermek için mi başlamıştık tüm bunlara? Bilmiyorum... Ama şu geldiğimiz noktaya bakın... Birbirimize ne vaktimiz var, ne keyfimiz.... Öyle yorgunuz ki ... Gerçeklerden konuşmaya halimiz yok... Belki daha güzel bir dünya var, ama içinde ne sevdiğimiz ne de yaşamak için biz...

Hangi hayallerle başladığımızı bile hatırlamıyorum... Pembe panjurlu bir evde çocuklarımızla oynama, sevdiğimizle sarmaş dolaş sıcak muhabbetler hayaliyle mi? Yoksa binbir zorlukla okuduğumuz okullarımızdan mezun olduğumuzda ailemizle geçireceğimiz daha güzel saatlerin ve onlara o zaman sunacaklarımızın hayalleri ile mi? Gerçekten bilmiyorum... Ama bir şekilde eskiden sıkılmışız ki başlamışız.. Belki minik mahalle baskılarından kurtulup özgür olup tüm hayallerimizi gerçekleştirebilmek için başladık. Belki de ne kadar ilerleyebildiğimizi görmek için gökyüzünü fethettiysek satürnü de edebilir miyiz diye merakımızdan... Küçük bahçeleri yıktık, gökdelenler diktik, uçaklar yaptık, pencereleri olmayan plazalar diktik ki dışarıyı görüp çalışırken dikkatimiz dağılmasın diye... Eskiyi, doğalı biçtik, yapay ve bizim ürettiklerimizi yerine diktik. Belki de doğaya bir kafa tutuştu, senin yaptığından daha iyisini yaparım demekti.. Gökyüzünde çakan şimşekten, yanan ateşten korkarken yılların intikamını şimdi ateşin ne zaman, nasıl, ne kadar yanacağına karar verirken alıyorduk. Bizi ormanda kovalayan kaplanları, maymunları görürsünüz diyerek demir parmaklıklar arkasında toplarken alıyorduk... Yıllarca doğaya kurbanlar verip yağmur yağdırsın diye dua ederken bekleyişimizdeki kırgınlığı senin toprağına ihtiyacımız yok derken üzerine döktüğümüz betonla alıyorduk... İşte bir şekilde bir dünya inşaa ettik, intikam için mi sevdiklerimiz için mi bilmiyorum. Ama garip bir dünya oldu, bir şeyleri eksik, bir şeyleri yanlış, ama olmadı demekten de korktuk... Doğaya yenildik mi diyecektik, sevdiğimize sana güzel bir dünya veremedim deyip mutsuz mu edecektik. Güzel olduğuna, başardığımıza inandırmamız gerekiyordu bir şekilde...

Nasıl bir dünya mı oldu? Suskunluklardan ve yorgunluklardan oluşan bir dünya oldu. Boşlukları ve yitirilenleri televizyon dizileri, bilgisayar oyunları, plastik taklitleri ile doldurduğumuz bir dünya oldu. Nereye mi geldik? Şimdi üç saat trafikte geçerken, yorgunluktan gözlerimiz kapanırken eve girdiğimizde sevdiklerimiz yerine önce yemek hazır mı diye dolu bir tabak arayışının daha önemli olduğu bir dünyaya... Sabah erken kalkacağımızdan güzel bir sohbeti başlatmaktan mı kaçmanın haklı olduğu bir dünyaya... Ama sorgulamıyoruz. Kendimize bile zamanımız yokken, bir başkasına ayırabilmemiz beklenir mi zaten? O yüzden yapmadıklarımız için suçlu değiliz ... Seçimlerimizden dolayı yapamıyoruz... Peki seçimlerimizden dolayı suçlu değil miyiz? Kurduğumuz düzende paraya ve güvene olan ihtiyacımız, sevginin ve biz olmanın önüne geçtiği için... Güç arayışından birbirimizi korumak yerine ezdiğimiz, sevmek yerine kullandığımız? Sevgimizi belli edip içten olmak yerine iş çıkarımızı koruyan iş ahlaklı ilişkilerimiz...yakınlaşmak yerine zayıflıklarımızı saklayan uzaklaşmalarımız, sorun çözmek yerine işe, yalnızlığa gömülmelerimiz... Ve adına yaşıyoruz dediklerimiz...

Yaşam bize kendini unutturdu, ne arıyorduk, bu düzenleri ne için kurmuştuk... Birbirimizi sevmek neydi? Şimdi dün gece ne konuştuk yerine dünki dizide kim kimi vurdu, ilişkim nasıl yerine televizyondaki evlenme programına çıkan adamı kimin nasıl red ettiği, nasıl üretiyoruz yaratıyoruz yerine kimin ayağını kaydırıp nasıl maaş zamı kaptığımız kaldı elimizde... Nasıl bu hale geldik? Yoksa insanoğlu olarak hep mi bu kadar biraz çiğdik, biraz kayıptık. Bilmiyorum, ama ben geldiğimiz yeri sevmedim... Suskunlukların gerçekleri susturduğu bu yeri hem de hiç ama hiç sevmedim....