Loading...
Menu

Odaklanma ve Trans

Uzun yıllar boyunca, Eugene Gendlin, Şikago Üniversitesin’de psikoterapi ve danışmanlık alanlarında çalıştı. Hedefi, bir psikoterapi seansının başarılı olmasını neyin sağladığını bulmaktı. Sonuçta, terapi seansının başarısını belirleyenin terapistin yaptıkları olmadığı, danışanın yaptığı bir şey olduğu sonucuna vardı. Öyle ki, bir terapi seansı boyunca sadece danışanı gözlemleyerek, seanstan yararlanıp yararlanmayacağını söylemek mümkün olabiliyordu.

Bu keşif, Gendlin’in 20. yüzyılın en dikkat çeken psikologlarından Carl Rogers ile yaptığı işbirliği sonucu oluşturduğu bir prosedüre dayanıyor. Gendlin, “duyulan his” adını verdiği, kelimelere dökmesi kolay olmayan bir tür bedensel farkındalıkla ne oranda temasa geçildiğini ölçmeye yarayan bir yöntem geliştirdi. Yaptığı araştırmalar, tam da onun beklediği gibi, terapi seansının sonucunda olumlu gelişmeler kaydeden danışanların bu “duyulan his”le sezgisel olarak daha fazla temasa geçenler olduğunu ortaya koydu.

Gendlin, bu “duyulan his”in bedensel bir tür biliş olduğu sonucuna vardı. Basit duygulardan çok daha karmaşık, belirsiz ve ifade edilmesi hiç de kolay olmayan bu hisle iletişime geçmek, Gendlin’in “Odaklanma” adını verdiği tekniğin temelini oluşturuyordu.

Gendlin, terapi alanının dışında günlük hayatta da odaklanan, yani dikatlerini bu “duyulan his”e yönlendiren kişileri gözlemledi. Her ne kadar kelimeler bu hissin karşılığını vermekte yetersiz kalsa da, doğru kelimelerle ifade edildiğinde “duyulan his” değişime uğruyor, kendisini iyi ifade edemeyen kelimeler kullanıldığında ise tepki vermiyordu. Bir “duyulan his” oluştuğunda, kişinin konuşması “hmmm”larla, “eee”lerle ve uzun sessizliklerle dolu bir yapıya bürünüyordu. Kişi hissi doğru şekilde ifade eden bir şeyler söylediğinde, kendi içinde yepyeni açılımlara ulaşyor ve “duyulan his”te bir “kayma” oluyordu. Bu durum daha önce kapalı olan bazı kapıların açılması, ulaşılamayan bazı kaynaklara ulaşılması, karanlıkta kalan bazı şeylerin farkındalığa çıkması anlamındaydı ve böylece kişi kendini yepyeni bir noktada buluyordu. Kişi istediği sonuca tek odaklanma adımıyla ulaşmasa bile, bu adımla önemli bir yol katetmiş oluyordu.

Gendlin herkesin Odaklanma yapabilmeyi öğrenmesini sağlamak amacıyla bu süreci 6 adıma böldü. Böylece, takip eden yıllarda “bedensel bilişe doğrudan erişim” sloganıyla tüm dünyada yayılacak olan bütünsel bir teknik elde edilmiş oldu.

Bugün Odaklanma dünya çapında uygulanan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Odaklanma’yı uygulamak için biraraya gelen insanlardan oluşan dayanışma grupları var. Bununla birlikte Odaklanma, tamamen yalnız olarak uygulanabilecek bir yapıya sahip. 50’den fazla ülkede binlerce üyesi olan bir enstitü çevresinde yapılanmış eğitim çalışmaları sürdürülüyor ve Odaklanma’dan terapi, koçluk, yaratıcılığın geliştirilmesi, eğitim, düşünme ve karar verme alanlarında yararlanılıyor.

Bu çalışmasıyla psikoloji dalında saygın bir ödüle layık görülen Gendlin, psikoterapiden iş dünyasına kadar pek çok alanda kullanılan ve Odaklanma ile paralel bir prosedür olan “Sınırda Düşünme” tekniğini de “duyulan his” ile bağlantılı olarak geliştirmiş.

İsterseniz şimdi Odaklanma’nın nasıl uygulandığına bir göz atalım.

Orijinal çalışmada Odaklanma 6 adımdan oluşan bir açılıma sahip. Başlangıçta, yolu öğrenen kadar, bu 6 adımdan yararlanabilirsiniz. Ustalaştıkça, bunları birbirinden ayrık adımlar olarak düşünmeye ihtiyacınız kalmayacak.

  1. Yer Açma: İyice sakinleşip gevşeyin. Sonra dikkatinizi bedeninizin içine yönlendirerek hayatınızın nasıl gittiğini sorun. İçteki histen gelen yanıtlara kendinizi açarak, sakince sorunuzun yanıtını talep edin. Gelen yanıtları yavaşça alıp, başka ne olduğunu sorgulayın. Böylece hayatınızın bu döneminde ilgilenmeniz gereken konuların neler olduğunu göreceksiniz. (Odaklanma uygulaması yapma nedeniniz zaten belirli bir sorun hakkında çalışmaksa, bu adımı atlayabilirsiniz.)
  2. Duyulan His: Gelen yanıtların içinden, şimdi ilgilenmek istediğiniz birini seçin. Hep yaptığınız gibi bu sorunun içine dalmamalısınız, ona dışardan bakıyorsunuz. Sorununuz hakkında düşünmek ya da fikir yürütmek değil yapacağınız, sorununuzu analizlemek en büyük hatanız olur. O sorunla ilgili her şeyi içeren bulanık bir his yakalayacaksınız. Sorunun tamamının nasıl hissettirdiğine odaklanın. Bütünsel, tek bir his bulacaksınız.
  3. Ele Alma: Bu hissi nasıl tanımlarsınız? “Duyulan his”e odaklanarak onu en iyi şekilde anlatan bir kelime, bir ifade veya bir görüntü yakalamaya çalışın. Bu “bıktırıcı” gibi bir kelime, “iç karartıcı” gibi bir ifade veya çatlak bir duvar görüntüsü gibi bir görüntü olabilir. Tam uyduğunu hissettiğiniz bir şey bulana kadar aramaya devam.
  4. Rezonans: Bulduğunuz kelime, ifade ya da görüntü ile “duyulan his” arasında gidip gelin. Aralarında rezonans varsa, yani uyum tamsa, fiziksel olarak bunu hissedeceksiniz ve muhtemelen “duyulan his” bir miktar değişime uğrayarak onay verecek. Bunu sağlayana kadar kelimeyi/ifadeyi/görüntüyü “duyulan his”le karşılaştırarak düzeltin.
  5. Sorma: Diyelim ki bulduğunuz ifade “tedirgin edici”. Şimdi bu sorunu tedirgin edici yapan tarafının ne olduğunu sorma vakti. Tedirgin edici olma duygusunu canlı şekilde hissederek “Bu durumu bu kadar tedirgin edici kılan ne?” diye soracaksınız. Hemen gelen ve “duyulan his”te değişiklik yaratmayan yanıtlara takılmayın. “Duyulan his”e tekrar odaklanarak sormaya devam edin. “Duyulan his”te bir değişim, bir rahatlama olduğunda, doğru yanıtı bulduğunuzu bileceksiniz.
  6. Kabul Etme: Her ne yanıt gelirse gelsin, olumlu bir tavırla kabul edin ve bir süre onunla kalın. Muhtemelen gelen yanıtı sonraki adımlarda başkaları da takip edecek, ama şimdi gelen yanıta ve “duyulan his”teki etkilerine mutlaka zaman ayırın.

Tüm aşamalar sezgilere dayandığından, bazı kişiler sıklıkla “hissettiğim gerçek mi, yoksa ben mi uyduruyorum” kaygısı yaşayabiliyor. Sezgilerinize güvenin, çünkü isteseniz de his “uyduramazsınız”, tüm hisleriniz gerçektir. Eğer “duyulan his”le bağlantı kurmakta zorlanıyorsanız, ara verin ve bir süre sonra yeniden deneyin.

Odaklanma, insanla ilgili işe yarayan tüm benzer teknikler için de geçerli olduğu gibi, icat olmaktan çok bir keşiftir. Diğer bir deyişle, zaten var olan mekanizmayı fark etmektir. Zaten başka türlü bir yaklaşımın işe yaraması beklenemez. Dolayısıyla tüm bu adımlar odaklanma sürecinin tek doğru uygulama şekli değil. Herkes bu süreci kendine göre farklı şekillerde tecrübe edebilir ve adımlar farklı yapıda gerçekleşebilir. Eğer bu süreçte durmanız gerektiğini hissettiğiniz bir noktaya gelirseniz durun. Odaklanma, kendinizi dinlemeye devam ettiğiniz sürece güvenli olarak yapabileceğiniz bir uygulama. Ana prensibi ısrar etmeden, ama kaçmadan yola devam etmek. Zamanla kendi yönteminizi oturtabileceğiniz gibi, daha ilk başlarda bile farklı bir yaklaşım rahat çalışmanızı sağlayabilir. Kendinizi fazla zorlamadan bulunduğunuz aşamada yol katetmeye alışacaksınız. İsterseniz başlangıçta nispeten önemsiz konulara odaklanabilirsiniz, Odaklanma’yı uygulamak için ille de ciddi sorunlarınız olması gerekmez.

Odaklanma, tüm sonuç veren terapi uygulamalarının içinde bulunuyor. Günlük hayatta da, verdiğiniz bir tavsiye sonucu bakış açısını değiştirerek sıkıştığı yerden kurtulan birinin tamamen kendine özgü bir Odaklanma uygulaması gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Elinizdeki seçenekleri tartarken bir anda yaratıcı bir fikir yakaladığınızda, gene Odaklanma’nın gayrıresmi bir şeklini kullandınız. Kısacası, çözüm bulmayı içeren her türlü içsel işlem, Odaklanma’nın alanına giriyor.

Şimdi bu konudan biraz uzaklaşalım ve resmin tamamına farklı bir gözle bakalım. Elimizdeki tek araç çekiçse, her şeyin çivi olarak görünmesi doğal. Peki, elimize bir tornavida alıp çevremize bakarsak ne göreceğiz?

Temelde psikoterapinin belli bir ekolü olarak kabul edilen, kurgusal hikayelere ilham veren ve sahne gösterileriyle popülerleşen bir kavramdan bahsedeceğiz şimdi. Gizemli ve ürkütücü, son derece tehlikeli ve hatta yasak bir kavramdan. Büyücülük gibi bir şey bu… Adı hipnoz.

Hipnoz, halk içinde “bir kişinin uyutularak kontrolünün ele geçirilmesi” gibi tuhaf bir imaja sahip. Aslında hipnoz, en basit haliyle, “kişide trans hali oluşturma ve amaçlanan sonuca ulaşmak için trans halinden yararlanma” anlamına geliyor. Tabii, bu tanımın açık olabilmesi için transın ne olduğunu ve “trans halinden yararlanma”nın ne anlama geldiğini bilmeye ihtiyacımız var.

Trans’ın ve tabii ayrılmaz ikilisi hipnozun kökenleri, dini ayinler tarihi kadar eski zamanlara dayanıyor, diğer bir deyişle bilinen insanlık tarihi kadar eskilere. Trans ve hipnoz, özellikle doğu toplumlarında büyücü doktorlar tarafından yüzyıllarca kullanıldı. Batı dünyasında uzun süre sahtekarlıkla eşleştirilerek kötülendi, ama geçen yüzyıl içinde yapılan bilimsel çalışmalarla en azından belli çevrelerde aklanarak resmi uygulamalarda kullanılır hale geldi. Gene de, televizyondan, çağ dışı kitaplardan ve cahil kişilerden öğrenenler, hipnozun ve transın kandırmaca ya da zararlı olduğu fikirleriyle dolular.

Hipnoz, bir insana dışarıdan yapılan bir şey olarak görülebilir, ama trans, her ne kadar şaşırtıcı olsa da, tamamen kendi kendimize yaptığımız bir şeydir. Trans’ın ne olduğunu anladıkça, aslında hiç de sıradışı ve az bulunur bir tecrübe olmadığı fark edersiniz. Gün içinde defalarca hafif ve orta transa girdiğimizi, hatta özel durumlarda derin trans belirtileri gösterdiğimizi bilmeyen biri için, “Hiç transa girdin mi?” sorusunun yanıtı muhtemelen “hayır” olacaktır. Oysa sağlıklı bir insan gün boyunca 60 ila 90 dakikalık periyotlarla hafif transa girer ve çıkar. Gözünüzün daldığı anları hatırlayın… Asansörde ineceği katı bekleyen bir kişi, uzun ve iyi bildiği bir yolda araba kullanan bir soför, en sevdiği çizgi filmi izleyen bir çocuk, kendini okuduğu kitaba kaptırmış biri, çok ilginç ya da çok sıkıcı bir seminerdeki katılımcı, dini bir ayinde rol alan kişi ve daha pek çokları, hiç de hafife alınamayacak derecelerde transtadırlar. Doğrusu trans, günlük hayatta zihnimizi kullanma mekanizmamızın ta kendisidir.

Sanırım trans’ı “içeride ya da dış dünyada bir şeylere odaklanmış olmak” olarak ele almak, “bir hipnozcunun kudreti altında kendinden geçerek kontrolü kaybetmek” olarak düşünmekten kurtulmak açısından yararlı olacaktır. Trans’ta kontrolü kaybedeceğiniz, çevrenizde olup bitenleri algılamayacağınız ve daha sonrasında hiçbir şey hatırlamayacağınız inancı, trans’ı fark etmemizi güçleştirir.

Şimdi bir an durun ve çocukken uyuduğunuz yatağınızı gözünüzün önüne getirin. Çocukken uyuduğunuz yatağı, gözünüzün önüne… getirin. Uyuduğunuz yatak… örtüsü, yastığı… Orada uyumanın hissettirdikleri, görüntüler… Duvar yatağın hangi tarafında? Hangi taraftan kalkıyorsun yataktan? Örtünün deseni güzel mi? Hatırlıyor musunuz? Transta mısınız? Hatırlıyorsanız transtasınız. Şimdi geri gelin.

Şimdi sağ elinizi çeneniz hizasına kadar kaldırın. Elinizi havada gevşek bırakın ve tamamen plastikten yapılmış bir maket olduğunu, onu hareket ettirmenizin mümkün olmadığını hayal edin. Elinizin derisinin balmumuyla kaplandığını hissedebilirsiniz. Birazdan ileride, göz hizanızın biraz üstündeki bir noktaya dikeceksiniz gözlerinizi. Baktığınız noktayı net görmeniz gerekmez. Plastik el öylece havada dururken, ağır ağır nefes alıp vermeye devam edeceksiniz. Her nefes verişte gözünüzün önüne renkli bir harf getireceksiniz; kırmızı bir A, yeşil bir D, sarı bir T… Net görmeniz gerekmez, gördüğünüzü varsayın. Ve her nefes verişte içinizden sessizce “gevşe” diyeceksiniz, ve bu kelime ağzınızdan her çıktığında bir dalga halinde aşağı doğru inerek bedeninizi bir kat daha gevşettiğini hayal edeceksiniz. El havada, her nefes alıp verişte renkli bir harf görerek “gevşe”mek… Tüm bu süre boyunca bedeninizin durgun, zihninizin boş olmasına izin verin. 10-15 nefes alış-veriş boyunca yapmanız yeterli. Yaklaşık 1 dakika sürecek. Ne yapacağınızı tam olarak anlamak için adımları bir kez daha okuyun. Hazırsanız, şimdi, rüyada olduğunuzu hayal ederek plastik el havada, ilerideki bir noktaya bakın ve başlayın. Şimdi.

Tamamladınız mı? Tamalamadıysanız geri dönün ve okuduklarınızı yapmayı şimdi deneyin. Hemen şimdi.

Eğer elinizden geldiğince okuduklarınızı gerçekleştirmeye çalıştıysanız, kesin olan bir şey var ki, bu süre boyunca dışarıdan çok tuhaf görünüyordunuz. Peki, kendinizi nasıl hissediyordunuz? Eğer “farklı, tuhaf, dalgın, uykulu, şaşkın, uzakta, odaklanmış, gevşemiş” ya da benzeri bir duygu yaşadıysanız, hele bir de bedeninizde uyuşma veya görüş alanınızda bulanma olduysa, şimdi “Trans böyle bir şey miymiş? Çok ilginç” diyebilirsiniz, çünkü hafif-orta transla tanıştınız. Aslında tanımadığınız bir şey değildi ya…

Terapide kullanıldığı haliyle trans, içe odaklanmak olarak tanımlanabilir. Sadece odaklanmak, meditasyon yapmaktan farksız olurdu, ama terapide bu odaklanmayla birlikte içeride bazı değişiklikler yapmak da söz konusu: Sorunun kaynağına inmek, çözüm için gerekenleri bulmak, gerekli düzenlemeleri yapmak… İşe yarayan her psikoterapi uygulaması trans içerir, çünkü “içeride düzenleme yapmak” için öncelikle “içeriye odaklanmak” gerekir. İçeriye odaklanmayı öğrenirseniz, içeriyle bağlantısı olan her konuda bir şeyler yapabilirsiniz. Trans’tan hangi konularda yararlanabileceğinizi anlatmak zor, sadece her konunun içeriyle bağlantısı olduğunu bilin yeter.

Şimdi plastik elimizdeki tornavidayı bırakmadan diğer elimize bir çekiç alalım. Görülüyor ki, “Odaklanma” trans’ın terapi amacıyla kullanılmasına yönelik şekilde formatlanmış halinden başka bir şey değil. Odaklanma adını almasında da şaşırtıcı bir şey yok doğrusu.

Önce sakinleşerek içe odaklanıyorsunuz. Sonra problemi, içinde kaybolmadan, bir bütün olarak algılıyorsunuz. Bu aşamada bilinçli olarak yorumlar yapmaktan ve analizlere girmekten uzak durmanız gerekiyor; aksi taktirde iç iletişim yerini varsayımlara ve kovalamacaya bırakır, ya da kısaca trans bozulur. Sonra problemi, bir ifade ya da bir görüntüyle etiketleyerek farkındalığınıza çıkarıyorsunuz. Daha doğrusu, zaten içinizde bu dosyaya eklenmiş olan etiketi bulmaya çalışıyorsunuz. Etiketin doğruluğunu sezgilerinizle test ediyorsunuz. Son adımda da problemin özünü sorguluyorsunuz. Çözüm aramıyorsunuz ya da neden sorgulamasına girmiyorsunuz. Sadece adım adım problemin yumağını açıyorsunuz, çünkü kolayca çözülemeyecek kadar karmaşık bir yumak haline geldiği için bu problemi içinizde taşıyordunuz. Her turda biraz daha açıyor, yeni bir his ortaya çıktıkça bu yeni hissi ele alarak işlemi tekrarlıyorsunuz.

Bazen, fark etmeden transa girer ve kendimizce bir sorunumuza odaklanırız. Bazen sadece öylesine bir gezintidir bu, bazen önemli açılımlara ulaşırız ve bazı şeyler değişir. Eğer ne yaptığımızı, nasıl yaptığımızı fark etmeye başlarsak, odaklanmayı kontrol edebilir hale geliriz. Biraz pratikle, çok daha iyi yapmayı öğrenebiliriz. Kendimizi dinlemeye zaman ayırırsak, çözülebileceğine inanmadığımız problemlerimizin ve sorun olduğunu aklımıza bile getirmediğimiz pek çok şeyin açılmaya başlamak için sadece bizim ilgilenmemizi beklediklerini fark edebiliriz.