Loading...
Menu

MEDİTASYONUN KRONİK HASTALIKLARI İYİLEŞTİRMEDEKİ BAŞARISI

Meditasyon, kelime anlamı olarak “derin düşünme” anlamına gelmektedir. Bir süredir meditasyonun kronik hastalıklar üzerine etkileri bilimsel olarak da araştırılmaktadır ve dünyanın en bilinen ve geniş bilimsel veri tabanına sahip “Medline” veri tabanında “meditation” kelimesi aratıldığında 7664 akademik çalışma bulunmaktadır. “Mindfulness (farkındalık)” kelimesi aratıldığında ise 6239 akademik çalışma olduğu görülmektedir. Bu sayılar aslında artık derin düşünme tekniklerinin kronik hastalıklar ile mücadelede bilim dünyası tarafından etkin olarak araştırıldığını göstermekte.

Bu yazımda sizinle 2012 yılında yapılan ve çok heyecan verici bir çalışmanın sonuçlarını paylaşacağım. 1990’ların sonlarına doğru fareler üzerinde deney yapan bilim adamı Kevin Tracey ve arkadaşları, beyin bölgesine enjekte edilen bir ilacın dalak ve diğer organlarda inflamasyonu baskıladığını fark ediyorlar. Ancak verilen ilaç miktarının farenin vücudunun diğer bölgelerine ulaşmasına yetmeyecek kadar az olduğunu belirten araştırmacılar, bunun beynin diğer organları etkileyen bir aktivitesi ile ilgili olduğunu düşünüyorlar. Yıllarca beyin ile bağışıklık sisteminin birbirinden bağımsız olduğunu düşünen araştırmacılar bu iki kavram arasındaki karmaşık ilişkinin varlığını kabul etmek durumunda kalmışlar.

Burada belirtmemiz gereken bir ayrıntı: Beynimizin; mide, bağırsaklar, akciğerler, kalp, dalak, karaciğer ve böbrekleri yönettiği sinirin adı nervus vagus. Kısaca vagus diyeceğimiz bu sinir sayesinde, beyin bu organların durumları hakkında bilgi toplar ve organlara komut verir. Vagus siniri, diğer tüm sinirler gibi, beyin ve diğer organlar arasındaki iletişimde elektriksel sinyaller kullanır.

Araştırmacıların bir sonraki deneme adımları, vagus sinirini dışarıdan uyarmak oldu. Çünkü daha önceki çalışmalardan vagusun kronik hastalıklarda rolü olduğu biliniyordu. Nervus vagusun beyin ile bağlantı noktasına, vagus sinirini uyarabilecek bir uyarıcı koydular ve bu şekilde vagusu dışarıdan uyarabildiler. Bu şekilde dalak ile beynin iletişiminde değişiklik sağlamayı amaçladılar. Eğer başarabilirlerse, bu durum “kronik inflamasyon” nedenli hastalıkların hemen hepsi için çözüm olabilecekti. Bunun için bir çalışma planlamak gerekiyordu ve ilk pilot çalışmalarını 2012 yılında 20 romatoid artritli birey üzerinde yaptılar. Çalışmaya katılan Maria Vrind, göğsünün sol tarafından bir uyarı vericiyi ince teller ile boğaz kısmına vagus sinirini uyaracak şekilde bağladıklarını belirtmiş. Çalışmaya katılan romatoid artritli bireylere bu uyarıcıyı günde 6 defa kullanmalarını belirttiler. Bu aşamada dalağı uyararak kronik inflamasyonu sadece biraz baskılayabileceklerini umut ettiler. Sonuç ise herkesi şaşırttı. Zaten kronik inflamasyonun baskılanmasını bekliyorlardı. Bu durum mucize çözüm olacağı anlamına gelmiyordu. Ağrıların azalması ve daha kaliteli bir hayat beklenebilirdi. Ancak ağrıların tamamen yok olması ve hastaların hayatlarına sağlıklı bireyler olarak devam edebilmeleri biraz mucizeydi. Ve çok hayret verici bir şey oldu. Birkaç hafta içinde beklenenden çok daha iyi sonuçlar alınmaya başlandı. Hastalardan Maria Vrind şu şekilde açıklama yaptı: “Birkaç hafta içinde çok iyi hissetmeye başladım. Tekrar yürüyebiliyor, bisiklet kullanabiliyordum. Tekrar kayak yapmaya ve jimnastik yapmaya başladım. Çok daha iyi hissediyorum.”

Çalışmada 20 hastadan 16’sında sadece iyileşme belirtileri gözlenmedi, aynı zamanda kandaki inflamasyon değerleri önemli ölçüde azaldı. Bazıları ise ilaçlarını tamamen bıraktı. Önemli değişikliğin gözlenmediği hastalar, çalışmadan sonra bu tellerin ve uyarıcının vücutlarından çıkarılmasını istemedi. Bu durum aslında bu bireylerin de bu uygulama ile rahatladığını göstermekte. Sadece bu hastalardaki “rahatlama”, diğer hastalarınkine göre daha az olmuş anlaşılan.

Araştırmacılardan Paul Peter Tak şöyle diyor: “Dışarıdan verilen uyarıyı bırakmalarını istediğimiz zaman diliminde hastaların durumlarının kötüye gittiğini ve tüm hastalık belirtilerinin tekrar ortaya çıktığını görebiliyorduk. Tekrar uyarı vermelerini istediğimiz zaman diliminde ise bu belirtilerin tekrar kaybolduğuna şahit oluyorduk.”.

Bu yöntem ilaçlara göre çok daha sağlıklı ve yan etkilerinin olmayacağı öngörülüyor. Çünkü normalde ilaçlar kronik inflamasyonu baskılamak üzere çalışırlar. Ancak bunu yaparken vücudun bağışıklık sistemini büyük oranda zayıflatırlar. Bu durumda vücut korunmasız kalır ve tüm tehditlere açık hale gelir. Bu yöntemde ise bağışıklık sistemi baskılanmıyor, beyinden vagus siniri aracılığıyla dalağa gelen komut değiştirilerek, dalağın sağlıklı bir insandaki gibi çalışması sağlanıyor. Bu durumda vücut da tehditlere karşı savunmasını yitirmemiş oluyor.

Çalışmaya katılan Maria Vrind “Bu çalışmaya katıldığım için çok mutluyum. Üç yıldan fazla oldu ve hala hastalık belirtilerimden eser yok. İlk başta başımda ve boğazımda biraz ağrı hissettim fakat birkaç gün içinde ağrılar kalmadı. Nadiren dizimde şişlik ve biraz ağrı hissediyorum fakat birkaç saat içinde kayboluyor. İlaçlardaki gibi herhangi bir yan etki de görmedim” şeklinde konuştu. Bu çalışmanın güzel sonuçlar verdiğini öğrenen diğer bilim insanları “Bu uygulama diğer hastalıklara da çözüm olabilir mi?” sorusunu araştırıyorlar ve aynı şekilde inflamatuvar bağırsak hastalıkları, astım, diyabet, kronik yorgunluk sendromu ve obezite gibi farklı hastalıklarda da denemek istiyorlar.

Vagus siniri – Vagal ton – Derin düşünme

Vagus siniri vücudun organlarının rahatlamasını, sakinleşmesini sağlayan sinirdir. Stresli bir andan sonra bu organların sakinleşmesi vagus sayesinde olur. Tüm insanlarda vagus aktivitesi aynı değildir. Bazı insanların vagus aktivitesi daha güçlüdür. Bu da bu insanların stres sonrasında daha hızlı bir şekilde sakinleştikleri anlamına geliyor. Vagus aktivitesine vagal ton denir ve araştırmalar yüksek vagal tona sahip olmanın kan şeker seviyelerini daha iyi düzenlenmesini sağladığını; diyabet, felçlik ve kardiyovasküler hastalıklara sahip olma ihtimalini azalttığını gösteriyor. Vagus sinirinin diğer bir görevi bağışıklık sisteminin işleyişini düzenlemek. Dolayısıyla düşük vagal ton kronik inflamasyon ile de ilişkilendirilmekte. Düşük vagal tonun bağışıklık sisteminin işleyişini düzenlemede yetersiz olduğu, bu nedenle inflamasyonun artmasına neden olabileceği belirtiliyor.

Düşük vagal tona sahip olmak kronik hastalıklarla ilişkilendirilirken, yüksek vagal tona sahip bireylerin sosyal ve ruhsal olarak daha güçlü oldukları belirtiliyor. Bu bireylerin bir şeylere daha iyi yoğunlaşabildikleri ve hatırlayabildikleri, daha mutlu, depresif olma ihtimallerinin daha düşük, daha anlayışlı ve yakın arkadaşlıklar kurmaya daha yatkın olduğu belirtiliyor. İkiz bireylerle yapılan çalışmalar vagal tonun genetik durumdan etkilenmesi durumunun aslında bazı bireylerin diğerlerinden daha şanslı olduğunu düşündürebilir. Ancak düşük vagal tonu yeterli fiziksel aktivite yapmayan insanlarda daha sık görülüyor.

Bu konuyu derinlemesine araştırmak isteyen Barbara Fredickson ve Bethany Kok 2010 yılında bir araştırma yapıyorlar. Bu araştırmada üniversitede çalışan 70 kişinin vagal tonları çalışmanın başında ve 9 hafta sonrasında ölçülüyor. Bireylerin yarısına ise derin düşünme teknikleri öğretiliyor. Bu şekilde kendileri ve çevrelerindeki bireyler hakkında daha olumlu düşünmeleri sağlanıyor. Dokuz hafta sonra derin düşünme tekniğini uygulayan bireylerin vagal tonlarında belirgin bir artış görülüyor. Çalışmacılardan Bethany Kok şöyle diyor: “Bu çalışma, olumlu düşüncenin ve olumlu duyguları artırmanın ve bu şekilde daha yakın ilişkiler kurmanın vagal tonu değiştirdiğini gösteren ilk çalışmadır.”.

Çalışmacılardan Paul-Peter Tak şöyle diyor: “geçmişte olduğu gibi organ ve sistemlerin birbirlerinden ayrı olduğunu düşünmememiz gerektiği git gide daha da belirgin oluyor. Ve çok açıkça ortada ki, insan vücudu bir bütündür. Zihin ve vücut birdir. Biz geçmişte bunun böyle olmadığını düşünüyorduk. Artık bilim gelişti ve biz bu bağlantıları daha net görebiliyoruz.”

Özetle, vagal tonun artması kronik hastalıklardan korunmada önemli bir ayrıntı ve vagal tonun düşük olması kaderimiz değil. Hayatımıza fiziksel aktivite ve derin düşünme becerileri ekleyerek önemli değişiklikler yapabiliriz. Daha sağlıklı olabilir ve daha mutlu bir hayat yaşayabiliriz.

Sağlıcakla kalın.


Kaynak: http://www.businessinsider.com/vagus-nerve-stimulation-2015-6