Loading...
Menu

MAVİ TIKLI MONOLOGLAR

Teknoloji geldi, mertlik bozuldu… Eskiden sokakta yüzyüze geldiğinizde ancak hısmımız, düşmanımız veya küs olduğumuz biri suratımıza bakmaz, konuşmaz, hatta bu davranışı ile aşağılardı. Kalanında kalpten kalbe, içinde oyunların olmadığı bir iletişim vardı. Birbirimizle buluşacağımız zaman yedi saatte geç kalsanız, o insan buluşma yerinde bizi bekliyor olurdu. Merak, gizem, endişe, korku üzerine değil sevgi, güven ve saygı üzerine kurulu bir iletişim vardı. Suskunluk, “kırılmak” veya “acım” var, ” kötüyüm” demekti.

Şimdi ise iletişimimize arıza yapabilen, elektriği kesilebilen, şarjı biten kusurlu aletleri aracı sokunca, karşımızdaki insanla değil, aletlerde iletişim kurmaya alıştık. Cihazlar, canı isterse tüm bilgilerimizi alıp kaybedebilir, aniden kilitlenebilir, ekranı donabilir, bozulup hiç beklemediğiniz bir anda yeniden çalışabilir, eskidikçe terk edip yenisine geçmek gerekebilir, hatta yılda bir değiştirmezsek hayatımız zorlaşabiliri öğretiler bize… Teknolojik bu aletlerin yetersizliklerini kabullendiğimizden, araya yüzyüze bakmak yerine telefon ekranı denen bir nesne koyup ona baktığımızdan, karşımızdakiler de kendini o cihaz gibi sanmaya başladılar. Sizden gelen mesajlar, mavi tıklı okundu ibareleri ile telefonu doldururken, gerçek ölüm kalım mesajları olsa bile içlerinden birini seçip istediği zamanda yanıt vermesini, aniden sizi her şey yolunda iken ilişkide bırakıp, yeni son gördüğü biri ile güncellemesini ve sizin haberiniz bile olmamasını, eh yenisi arıza yaparsa diye dolapta eski modelin saklanmasını, arıza yapınca da eski telefonu çıkartır gibi dolaptan çıkartıp kaldığı yerden kullanmasını, dosyalarınızı güvenli tutacağım diye hayallerinizi ve umutlarınızı kendinize yükletip aniden bu klasör bulunamıyor haberim yok demesini, yazdığınız aramaya hiç bir sonuç bulunamadı der gibi iletişimi duvarla kuruyorsunuz hissi verip doğru komut dışında size kendi kendine yanıt verme olasılığı olmayışı gibi sizi tek taraflı bir iletişim ve çözüm beklentisinde bırakmasını doğal kabul edip, normal kabul edip iletişir olduk. Hatta böyle yapmayanı kınar, iletişim ağımızdan gereksiz diye siler olduk. Bir cihazı kullanmak istediğinizde donan ekran veya arıza yapması gibi ortadan kaybolmasını, hayal kırıklıklarını, acıtılan canlarımızı normal kabul eder olduk, geri geldiklerinde hesap sormadan, hiç bir şey olmamış gibi ama onarmadan devam eder olduk. Aramızda biriken insanlık cesetlerini göremez olduk. Biz de uyum sağlamak adına hem ölen, hem öldüren olduk.

Ve her soğuk metalden bu ekranların tuşlarına dokunduğumuzda insanlığı artık hiç bir yerde aramaz, yokluğunu kabullenir olduk. Sevgisiz, güvensiz, saygısız ilişkilere beklentisiz, güncel ve akışta yaftaları yakıştırır olduk. Öyle olmayanı çağ dışı diye siler olduk. Olduk da ne olduk?

Siz, siz olun içinde insanlığın dozunun eksik kaldığı teknolojik insanlardan uzak durun. Bizlerin telefonlar olmadan da iletişim kurduğumuz bir geçmişimiz vardı, her şeyin daha sıcak, içten ve hakiki olduğu… Hayata karşı o kadar güçlüydük ki o dönemlerde. Birbirimizin gözlerine bakmak, varlığını bilmek yeterdi. Hasta olduğunuzda dışarıdan sipariş verdiğimiz değil, komşumuzun, dostunuzun başımızda çorba yaptığı günlerdi. Çok güçlüydük o zamanlar, daha dayanıklıydık, yüreklerimiz büyüktü çünkü beyinlerimizden öte…birbirimize sahiptik. Siz. Siz olun hayatınızda neyi büyük tutacağınızı seçin. Bir insana baktığında iPhone 6 kılıfına bakar gibi imaja bakan, gerçekliğine ve sıcaklığına bakmayan ilişkilere kalplerinizi yaklaştırmayın. Size diyalog değil, teknoloji gibi monolog sunanlarda kelimelerinizi kaybetmeyin…

Hayatımızı teknolojik cihazlar kolaylaştırdılar, ama biz onlarsız da vardık. hatta çok daha fazla vardık. Bedelini ” insan olmak” tan vazgeçmek olarak ödemeyelim. Aracısız, dokunabildiğimiz, teknolojik beyinlerimizin değil, hisseden, kollayan, dokunan kalplerimizin iletişim kurduğu geçmişimize sahip çıkalım. Duygular ve insanlık, doğa tümüyle ölmeden, robotlar insanları istila edip bize hükmetmeden kalplerimize uyanalım. Bu karanlık bulaşıcı, bizi dönüştürmeden dönüştürmemiz gerekiyor. Doğayı katletmeden gelişim, toprağımıza, bedenlerimize sahip çıkalım… Unutmayın bilgisayarlar insan beyinleri modellenerek üretilmiş, kopyalanmış halleri, insan kalplerinin değil…. Beynin ve kalbin savaşı bu…yüzyılların tüm savaşlarından daha büyük bir varoluş savaşı… . Kalplerimize, ölmeden, yaşamın attığı yerde sahip çıkalım… Kalpten kalbe buluşmak dileğiyle ….