Loading...
Menu

KUTSAL FAHİŞE

Lilith ile sembolize edilen arketip oldukça çarpıcı gelmiştir. Ancak bir önemli arketip de "Kutsal Fahişe" ile sembolize edilir. Bu aynı zamanda cinsellikle kutsalığı birleştirmiş, her birleşmeyi "kutsal eylem" olarak yaşayan ve erkeğini "büyütebilecek" kadındır. Şimdi bu kadını tanıyalım:

Erkek inisiyasyonunun tarih içinde kaybolmasıyla birlikte Kutsal Fahişelik de kaybolmuş, anlam değiştirmiştir. Kutsal Fahişelik kavramı bugün yeniden anlaşılması gereken en önemli kavramlardan biridir.

Kutsal fahişe kavramına daha Sümer Medeniyeti’nde rastlarız. Sümer Ana Tanrıçası İnanna'nın sıfatlarından biri de Kutsal Fahişe'dir.

Muazzez İlmiye Çığ (2002) Sümer'de Tapınak fahişeliğine değinir ve bunun kadının görevlerinden biri olduğunu ve tapınaklarda seksin kutsal sayıldığını söyler. Herodotos da benzer şekilde anlatır ancak onun anlattığı artık daha dejenere olmuş bir durumdur:

"Babil'lilerin en yüz kızartıcı adetleri şudur. Her kadın ömründe bir kez, Aphrodite tapınağında oturmalı ve kendini yabancı birisine vermelidir. Parasına güvenen ve kalabalığa karışmak istemeyen kadınlar, tapınağın yanına arabayla gider ve peşlerinde bir sürü hizmetçi olduğu halde beklerler. Ama çoğunluk için şöyle olur; Aphrodite duvarları içerisinde, başları kurdele ile çatılmış birçok kadın oturur; kimleri gider, yenileri gelir; yerler gerili ipler ile bölünmüştür; yabancılar önlerinde dolaşır istediklerini seçerler. Bu duvarlar içerisine girip oturan kadın, bir yabancı gelip de, tapınağın dışında onunla çiftleşmek için para atmadıkça evine dönemez; parayı atarken aynen şunları söylemek zorundadır: 'Senin şahsında Tanrıça Mylitta'yı çağırıyorum.' Mylitta, Aphrodite'nin Asurcasıdır. Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çevirmez. Birleşmeden sonra kadın, Tanrıça'nın gönlünü yapmış olarak evine döner; ve bundan sonra ona ne verseniz, artık bir daha baştan çıkartamazsınız. Yaradılışın güzel bir yüz ve güzel bir endam vermiş olduğu kızlar çabuk döner evlerine; ama öyle olmayanlar, yasanın gereğini yerine getiremedikleri için tapınakta uzun süre beklerler, üç dört yıl bekleyenleri olur. Kıbrıs adasının kimi yerlerinde de buna benzer bir adet vardır." ( I, 199)

Eski kültürlerde, erkek inisiyasyonunun ayrılmaz bir parçası da Kutsal Fahişe ile yaşanan deneyimdir. Bu şekilde erkekliğe adımını atan genç, hem cinsel deneyimi yaşar, hem de kadını mutlu edecek şekilde sevişmeyi öğrenirdi.

Gılgamış Efsanesi’nde, Enkidu'nun fahişe ile beraber olduktan sonra uygarlaşması da bir inisiyasyona işaret eder ve Kutsal Fahişe'nin inisiyatör rolünü gösterir.

Eski çağlarda bu kadar önemli olan Kutsal Fahişe, günümüzde anlamsız bir imge olarak kalmıştır. Qualls-Corbett (2001) bunu şöyle özetler :

"Aslına bakılırsa, 'kutsal fahişe' terimi mantıklı zihinlerimiz açısından bir çelişkiyi temsil ediyor; çünkü daha önce işaret ettiğimiz gibi, cinsel olanı tanrılara adanmış olanla bütünleştirmeye
eğilimli değiliz. Dolayısıyla, bu tapınak rahibelerinin anlamını yakalayamıyor ve dişiliğin hayat dolu, doygun doğasını temsil eden bir imgeden uzak kalıyoruz. Bu imge olmaksızın, çağdaş kadın ve erkekler, çağdaş persona rollerimizi yaşamaya devam edecek, kutsal fahişe
imgesini kuşatan duygu tonuna yerleşmiş yaşam bütünlüğünü ve duygu derinliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağız.
[.]
Gene de, kutsal fahişe bir gizem olarak kalıyor, büyük ölçüde bizim çağdaş tutumumuzun onun imgesinde çelişki olarak gördüğümüz şeyi anlamamızı güçleştirmesi yüzünden: Onun dinsel doğası, ruhsal doğasının bütünleyici bir yönüdür. Birçoğumuz için, bu kesişme bir çelişkidir. Gelgelelim antik çağlarda, bu bir bütünlük idi."

Qualls-Corbett'in burada vurguladığı en önemli nokta, ruhsal olan ile cinsel olanın birleşmesidir. Gündelik yaşamımızda bu iki önemli kavramı birleştirememek gerek kadın gerekse de erkek açısından cinsel sorunlara yol açar.

Eski çağlarda, cinsel eylem de bir kutsallık taşımaktaydı. Doğa'nın yeşermesi, ürün vermesi aslında Tanrı ve Tanrıça'nın yaptığı Kutsal Birleşme (Hieros Gamos) eyleminin bir sonucuydu ve her birleşme aslında bu kutsal eylemin tekrarlanmasıydı. Bu birleşmeden alınacak zevkin coşkusu da bu kutsallığı taşımaktaydı. Bu bağlamda, tapınakta yapılan bu cinsel birleşme eylemi de kutsallıktan bağımsız değildi. Bu kutsal birleşme ile, hem bolluk ve berekete ait bu eylem tekrarlanıyor hem de inisiyasyon tamamlanıyor, inisiye ile sembolize edilen Tanrı, cinsel eylemle Tanrıça ile birleşiyor ve bütünleşiyordu. Bu eylemin kutsallığı da tanrı rolüne giren inisiyenin
yaşamı boyunca devam ediyordu.

Günümüzde bu tür uygulamaların artık olmaması bir yana cinselliğin "ayıp" ya da "günah" sayılması ve fahişeliğin dejenere olması - ki bu ilk çağlardan beri böyledir- günümüzdeki cinsel
sorunların da başında gelir. Cinsel sorunların kişiyi birey yapamaması ile beslenen global kapitalizm ise gerek ahlak kuralları gerekse de dinler vasıtası ile bu bozukluğun yayılmasını ve sapmaların daha açık olmasını hatta normalleşmesini sağlamakta ve her türlü bozukluk aslında gündelik yaşamın bir parçası olmaktadır. Bunun sonucu olarak da bireyleşememiş kişiler düzenin sürmesine "biyolojik" katkıda bulunmaktadır.

Qualls-Corbett (2001) şöyle der :

"Yüzlerce yıl boyunca kutsal fahişenin temsil ettiği şeyi bastırmak, düş kırıklığına, tatminsizliğe ve nevroza yol açar. Bu kadınlar için olduğu kadar erkekler açısından da bir sorundur, çünkü erkeğin dişiye yönelik bilinçli ya da bilinçdışı tutumu, üstünlük ya da küçümseme olursa, o zaman, dış dünyadaki gerçek kadınlarla olduğu kadar kendi animası, kendi iç doğası ile ilişkisi de ciddi bir biçimde tehlikeye girer. "

Bu ifade kısmen doğru olmakla birlikte, kutsal fahişe imgesinin bastırılmasının nevroza neden olması görüşü, fazla Freud etkisinde olup bugün çok kabul görmemektedir. Bunu daha çok Kutsal Fahişe arketipi ile ilişkinin kesilmesi ve günümüzde de bu arketipin, global kapitalizmin sembolleri ile farklı yönlere çekilip özünün kaybolduğudur. İşte sorunlara yol açan da bu mekanizmadır. Bunu daha da açarsak, örneğin, Kutsal Fahişe arketipinin en önemli özelliği kutsal olan ile cinsel olanın birarada olması iken, kutsal olan, günümüz global kapitalizmi ile, cinselliğin bastırılmasından değil, tam tersi daha da açık ve görünürleşmesinden, hatta sapkınlıkların normalleşmesinden dolayı ortadan kaybolmuş ve doğasından uzak bir cinsellik ortaya çıkmıştır. Hieros Gamos yerini swinger'lara bırakırken, cinselliğe bağlı bozukluklar da düzeni besler duruma gelmiştir.

Oysa kadının Tanrıça ile birleşmesi ve içindeki kutsalı tanıması - aynı şekilde erkek için de Anima açısından geçerlidir- Kutsal fahişe arketipinin de yeniden canlanmasına neden olacaktır.

Yine Qualls-Corbett (2001) bu konuya şöyle değinir :

"Tanrıça'yı tanıyan kadının, Benliğinin bir parçası, bütünlük arketipi ve kişiliğinin düzenleyici merkezi olan kendi dişil doğasının ilahi yönüne ilişkin kavrayışı yükselir. Yaşamına hükmettirmek yerine, egosu benliği ile birlikte çalışır. Sanki en derin ihtiyaçları, içten gelen ideal ve tutumlar yol gösterir ona. Dış koşullar tarafından kirletilm

Lilith ile sembolize edilen arketip oldukça çarpıcı gelmiştir. Ancak bir önemli arketip de "Kutsal Fahişe" ile sembolize edilir. Bu aynı zamanda cinsellikle kutsalığı birleştirmiş, her birleşmeyi "kutsal eylem" olarak yaşayan ve erkeğini "büyütebilecek" kadındır. Şimdi bu kadını tanıyalım:

Erkek inisiyasyonunun tarih içinde kaybolmasıyla birlikte Kutsal Fahişelik de kaybolmuş, anlam değiştirmiştir. Kutsal Fahişelik kavramı bugün yeniden anlaşılması gereken en önemli kavramlardan biridir.

Kutsal fahişe kavramına daha Sümer Medeniyeti’nde rastlarız. Sümer Ana Tanrıçası İnanna'nın sıfatlarından biri de Kutsal Fahişe'dir.

Muazzez İlmiye Çığ (2002) Sümer'de Tapınak fahişeliğine değinir ve bunun kadının görevlerinden biri olduğunu ve tapınaklarda seksin kutsal sayıldığını söyler. Herodotos da benzer şekilde anlatır ancak onun anlattığı artık daha dejenere olmuş bir durumdur:

"Babil'lilerin en yüz kızartıcı adetleri şudur. Her kadın ömründe bir kez, Aphrodite tapınağında oturmalı ve kendini yabancı birisine vermelidir. Parasına güvenen ve kalabalığa karışmak istemeyen kadınlar, tapınağın yanına arabayla gider ve peşlerinde bir sürü hizmetçi olduğu halde beklerler. Ama çoğunluk için şöyle olur; Aphrodite duvarları içerisinde, başları kurdele ile çatılmış birçok kadın oturur; kimleri gider, yenileri gelir; yerler gerili ipler ile bölünmüştür; yabancılar önlerinde dolaşır istediklerini seçerler. Bu duvarlar içerisine girip oturan kadın, bir yabancı gelip de, tapınağın dışında onunla çiftleşmek için para atmadıkça evine dönemez; parayı atarken aynen şunları söylemek zorundadır: 'Senin şahsında Tanrıça Mylitta'yı çağırıyorum.' Mylitta, Aphrodite'nin Asurcasıdır. Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çevirmez. Birleşmeden sonra kadın, Tanrıça'nın gönlünü yapmış olarak evine döner; ve bundan sonra ona ne verseniz, artık bir daha baştan çıkartamazsınız. Yaradılışın güzel bir yüz ve güzel bir endam vermiş olduğu kızlar çabuk döner evlerine; ama öyle olmayanlar, yasanın gereğini yerine getiremedikleri için tapınakta uzun süre beklerler, üç dört yıl bekleyenleri olur. Kıbrıs adasının kimi yerlerinde de buna benzer bir adet vardır." ( I, 199)

Eski kültürlerde, erkek inisiyasyonunun ayrılmaz bir parçası da Kutsal Fahişe ile yaşanan deneyimdir. Bu şekilde erkekliğe adımını atan genç, hem cinsel deneyimi yaşar, hem de kadını mutlu edecek şekilde sevişmeyi öğrenirdi.

Gılgamış Efsanesi’nde, Enkidu'nun fahişe ile beraber olduktan sonra uygarlaşması da bir inisiyasyona işaret eder ve Kutsal Fahişe'nin inisiyatör rolünü gösterir.

Eski çağlarda bu kadar önemli olan Kutsal Fahişe, günümüzde anlamsız bir imge olarak kalmıştır. Qualls-Corbett (2001) bunu şöyle özetler :

"Aslına bakılırsa, 'kutsal fahişe' terimi mantıklı zihinlerimiz açısından bir çelişkiyi temsil ediyor; çünkü daha önce işaret ettiğimiz gibi, cinsel olanı tanrılara adanmış olanla bütünleştirmeye
eğilimli değiliz. Dolayısıyla, bu tapınak rahibelerinin anlamını yakalayamıyor ve dişiliğin hayat dolu, doygun doğasını temsil eden bir imgeden uzak kalıyoruz. Bu imge olmaksızın, çağdaş kadın ve erkekler, çağdaş persona rollerimizi yaşamaya devam edecek, kutsal fahişe
imgesini kuşatan duygu tonuna yerleşmiş yaşam bütünlüğünü ve duygu derinliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağız.
[.]
Gene de, kutsal fahişe bir gizem olarak kalıyor, büyük ölçüde bizim çağdaş tutumumuzun onun imgesinde çelişki olarak gördüğümüz şeyi anlamamızı güçleştirmesi yüzünden: Onun dinsel doğası, ruhsal doğasının bütünleyici bir yönüdür. Birçoğumuz için, bu kesişme bir çelişkidir. Gelgelelim antik çağlarda, bu bir bütünlük idi."

Qualls-Corbett'in burada vurguladığı en önemli nokta, ruhsal olan ile cinsel olanın birleşmesidir. Gündelik yaşamımızda bu iki önemli kavramı birleştirememek gerek kadın gerekse de erkek açısından cinsel sorunlara yol açar.

Eski çağlarda, cinsel eylem de bir kutsallık taşımaktaydı. Doğa'nın yeşermesi, ürün vermesi aslında Tanrı ve Tanrıça'nın yaptığı Kutsal Birleşme (Hieros Gamos) eyleminin bir sonucuydu ve her birleşme aslında bu kutsal eylemin tekrarlanmasıydı. Bu birleşmeden alınacak zevkin coşkusu da bu kutsallığı taşımaktaydı. Bu bağlamda, tapınakta yapılan bu cinsel birleşme eylemi de kutsallıktan bağımsız değildi. Bu kutsal birleşme ile, hem bolluk ve berekete ait bu eylem tekrarlanıyor hem de inisiyasyon tamamlanıyor, inisiye ile sembolize edilen Tanrı, cinsel eylemle Tanrıça ile birleşiyor ve bütünleşiyordu. Bu eylemin kutsallığı da tanrı rolüne giren inisiyenin
yaşamı boyunca devam ediyordu.

Günümüzde bu tür uygulamaların artık olmaması bir yana cinselliğin "ayıp" ya da "günah" sayılması ve fahişeliğin dejenere olması - ki bu ilk çağlardan beri böyledir- günümüzdeki cinsel
sorunların da başında gelir. Cinsel sorunların kişiyi birey yapamaması ile beslenen global kapitalizm ise gerek ahlak kuralları gerekse de dinler vasıtası ile bu bozukluğun yayılmasını ve sapmaların daha açık olmasını hatta normalleşmesini sağlamakta ve her türlü bozukluk aslında gündelik yaşamın bir parçası olmaktadır. Bunun sonucu olarak da bireyleşememiş kişiler düzenin sürmesine "biyolojik" katkıda bulunmaktadır.

Qualls-Corbett (2001) şöyle der :

"Yüzlerce yıl boyunca kutsal fahişenin temsil ettiği şeyi bastırmak, düş kırıklığına, tatminsizliğe ve nevroza yol açar. Bu kadınlar için olduğu kadar erkekler açısından da bir sorundur, çünkü erkeğin dişiye yönelik bilinçli ya da bilinçdışı tutumu, üstünlük ya da küçümseme olursa, o zaman, dış dünyadaki gerçek kadınlarla olduğu kadar kendi animası, kendi iç doğası ile ilişkisi de ciddi bir biçimde tehlikeye girer. "

Bu ifade kısmen doğru olmakla birlikte, kutsal fahişe imgesinin bastırılmasının nevroza neden olması görüşü, fazla Freud etkisinde olup bugün çok kabul görmemektedir. Bunu daha çok Kutsal Fahişe arketipi ile ilişkinin kesilmesi ve günümüzde de bu arketipin, global kapitalizmin sembolleri ile farklı yönlere çekilip özünün kaybolduğudur. İşte sorunlara yol açan da bu mekanizmadır. Bunu daha da açarsak, örneğin, Kutsal Fahişe arketipinin en önemli özelliği kutsal olan ile cinsel olanın birarada olması iken, kutsal olan, günümüz global kapitalizmi ile, cinselliğin bastırılmasından değil, tam tersi daha da açık ve görünürleşmesinden, hatta sapkınlıkların normalleşmesinden dolayı ortadan kaybolmuş ve doğasından uzak bir cinsellik ortaya çıkmıştır. Hieros Gamos yerini swinger'lara bırakırken, cinselliğe bağlı bozukluklar da düzeni besler duruma gelmiştir.

Oysa kadının Tanrıça ile birleşmesi ve içindeki kutsalı tanıması - aynı şekilde erkek için de Anima açısından geçerlidir- Kutsal fahişe arketipinin de yeniden canlanmasına neden olacaktır.

Yine Qualls-Corbett (2001) bu konuya şöyle değinir :

"Tanrıça'yı tanıyan kadının, Benliğinin bir parçası, bütünlük arketipi ve kişiliğinin düzenleyici merkezi olan kendi dişil doğasının ilahi yönüne ilişkin kavrayışı yükselir. Yaşamına hükmettirmek yerine, egosu benliği ile birlikte çalışır. Sanki en derin ihtiyaçları, içten gelen ideal ve tutumlar yol gösterir ona. Dış koşullar tarafından kirletilmez ya da eleştiriden aşırı biçimde etkilenmez. Sözgelimi bedenini güzel bulur ve onun kısmen Benlik'in bir tezahürü olduğunun bilinçli bir şekilde farkındadır. [.] Tanrıça'ya vakıf olan kadın, doğru beslenip egzersiz yaparak bedenine
özen göstermenin, yıkanma törenlerinin, güzellik ürünlerinin ve giyinip kuşanmanın zevkini çıkartır. Bu yalnızca, egonun yüceltilmesiyle bağlantılı olan kişisel çekicilik gibi yüzeysel bir amaçla değil, dişinin doğasına saygıdan dolayı yapılır. Güzelliği, Benliği ile canlı bir bağlantıdan kaynaklanır. Böyle bir kadın bakiredir. Bu fiziksel bir durum değil, içsel bir tutumdur. Böyle bir
kadın kendi varoluşunu tanımlamak için başkalarının tepkilerine bağımlı değildir. Bakire kadın, ister baba, ister aşık, isterse koca olsun, ergilin yalnızca karşıtı değildir. Kendi başına eşit olarak
oradadır."

Lilith ile sembolize edilen arketip oldukça çarpıcı gelmiştir. Ancak bir önemli arketip de "Kutsal Fahişe" ile sembolize edilir. Bu aynı zamanda cinsellikle kutsalığı birleştirmiş, her birleşmeyi "kutsal eylem" olarak yaşayan ve erkeğini "büyütebilecek" kadındır. Şimdi bu kadını tanıyalım:

Erkek inisiyasyonunun tarih içinde kaybolmasıyla birlikte Kutsal Fahişelik de kaybolmuş, anlam değiştirmiştir. Kutsal Fahişelik kavramı bugün yeniden anlaşılması gereken en önemli kavramlardan biridir.

Kutsal fahişe kavramına daha Sümer Medeniyeti’nde rastlarız. Sümer Ana Tanrıçası İnanna'nın sıfatlarından biri de Kutsal Fahişe'dir.

Muazzez İlmiye Çığ (2002) Sümer'de Tapınak fahişeliğine değinir ve bunun kadının görevlerinden biri olduğunu ve tapınaklarda seksin kutsal sayıldığını söyler. Herodotos da benzer şekilde anlatır ancak onun anlattığı artık daha dejenere olmuş bir durumdur:

"Babil'lilerin en yüz kızartıcı adetleri şudur. Her kadın ömründe bir kez, Aphrodite tapınağında oturmalı ve kendini yabancı birisine vermelidir. Parasına güvenen ve kalabalığa karışmak istemeyen kadınlar, tapınağın yanına arabayla gider ve peşlerinde bir sürü hizmetçi olduğu halde beklerler. Ama çoğunluk için şöyle olur; Aphrodite duvarları içerisinde, başları kurdele ile çatılmış birçok kadın oturur; kimleri gider, yenileri gelir; yerler gerili ipler ile bölünmüştür; yabancılar önlerinde dolaşır istediklerini seçerler. Bu duvarlar içerisine girip oturan kadın, bir yabancı gelip de, tapınağın dışında onunla çiftleşmek için para atmadıkça evine dönemez; parayı atarken aynen şunları söylemek zorundadır: 'Senin şahsında Tanrıça Mylitta'yı çağırıyorum.' Mylitta, Aphrodite'nin Asurcasıdır. Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çevirmez. Birleşmeden sonra kadın, Tanrıça'nın gönlünü yapmış olarak evine döner; ve bundan sonra ona ne verseniz, artık bir daha baştan çıkartamazsınız. Yaradılışın güzel bir yüz ve güzel bir endam vermiş olduğu kızlar çabuk döner evlerine; ama öyle olmayanlar, yasanın gereğini yerine getiremedikleri için tapınakta uzun süre beklerler, üç dört yıl bekleyenleri olur. Kıbrıs adasının kimi yerlerinde de buna benzer bir adet vardır." ( I, 199)

Eski kültürlerde, erkek inisiyasyonunun ayrılmaz bir parçası da Kutsal Fahişe ile yaşanan deneyimdir. Bu şekilde erkekliğe adımını atan genç, hem cinsel deneyimi yaşar, hem de kadını mutlu edecek şekilde sevişmeyi öğrenirdi.

Gılgamış Efsanesi’nde, Enkidu'nun fahişe ile beraber olduktan sonra uygarlaşması da bir inisiyasyona işaret eder ve Kutsal Fahişe'nin inisiyatör rolünü gösterir.

Eski çağlarda bu kadar önemli olan Kutsal Fahişe, günümüzde anlamsız bir imge olarak kalmıştır. Qualls-Corbett (2001) bunu şöyle özetler :

"Aslına bakılırsa, 'kutsal fahişe' terimi mantıklı zihinlerimiz açısından bir çelişkiyi temsil ediyor; çünkü daha önce işaret ettiğimiz gibi, cinsel olanı tanrılara adanmış olanla bütünleştirmeye
eğilimli değiliz. Dolayısıyla, bu tapınak rahibelerinin anlamını yakalayamıyor ve dişiliğin hayat dolu, doygun doğasını temsil eden bir imgeden uzak kalıyoruz. Bu imge olmaksızın, çağdaş kadın ve erkekler, çağdaş persona rollerimizi yaşamaya devam edecek, kutsal fahişe
imgesini kuşatan duygu tonuna yerleşmiş yaşam bütünlüğünü ve duygu derinliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağız.
[.]
Gene de, kutsal fahişe bir gizem olarak kalıyor, büyük ölçüde bizim çağdaş tutumumuzun onun imgesinde çelişki olarak gördüğümüz şeyi anlamamızı güçleştirmesi yüzünden: Onun dinsel doğası, ruhsal doğasının bütünleyici bir yönüdür. Birçoğumuz için, bu kesişme bir çelişkidir. Gelgelelim antik çağlarda, bu bir bütünlük idi."

Qualls-Corbett'in burada vurguladığı en önemli nokta, ruhsal olan ile cinsel olanın birleşmesidir. Gündelik yaşamımızda bu iki önemli kavramı birleştirememek gerek kadın gerekse de erkek açısından cinsel sorunlara yol açar.

Eski çağlarda, cinsel eylem de bir kutsallık taşımaktaydı. Doğa'nın yeşermesi, ürün vermesi aslında Tanrı ve Tanrıça'nın yaptığı Kutsal Birleşme (Hieros Gamos) eyleminin bir sonucuydu ve her birleşme aslında bu kutsal eylemin tekrarlanmasıydı. Bu birleşmeden alınacak zevkin coşkusu da bu kutsallığı taşımaktaydı. Bu bağlamda, tapınakta yapılan bu cinsel birleşme eylemi de kutsallıktan bağımsız değildi. Bu kutsal birleşme ile, hem bolluk ve berekete ait bu eylem tekrarlanıyor hem de inisiyasyon tamamlanıyor, inisiye ile sembolize edilen Tanrı, cinsel eylemle Tanrıça ile birleşiyor ve bütünleşiyordu. Bu eylemin kutsallığı da tanrı rolüne giren inisiyenin
yaşamı boyunca devam ediyordu.

Günümüzde bu tür uygulamaların artık olmaması bir yana cinselliğin "ayıp" ya da "günah" sayılması ve fahişeliğin dejenere olması - ki bu ilk çağlardan beri böyledir- günümüzdeki cinsel
sorunların da başında gelir. Cinsel sorunların kişiyi birey yapamaması ile beslenen global kapitalizm ise gerek ahlak kuralları gerekse de dinler vasıtası ile bu bozukluğun yayılmasını ve sapmaların daha açık olmasını hatta normalleşmesini sağlamakta ve her türlü bozukluk aslında gündelik yaşamın bir parçası olmaktadır. Bunun sonucu olarak da bireyleşememiş kişiler düzenin sürmesine "biyolojik" katkıda bulunmaktadır.

Qualls-Corbett (2001) şöyle der :

"Yüzlerce yıl boyunca kutsal fahişenin temsil ettiği şeyi bastırmak, düş kırıklığına, tatminsizliğe ve nevroza yol açar. Bu kadınlar için olduğu kadar erkekler açısından da bir sorundur, çünkü erkeğin dişiye yönelik bilinçli ya da bilinçdışı tutumu, üstünlük ya da küçümseme olursa, o zaman, dış dünyadaki gerçek kadınlarla olduğu kadar kendi animası, kendi iç doğası ile ilişkisi de ciddi bir biçimde tehlikeye girer. "

Bu ifade kısmen doğru olmakla birlikte, kutsal fahişe imgesinin bastırılmasının nevroza neden olması görüşü, fazla Freud etkisinde olup bugün çok kabul görmemektedir. Bunu daha çok Kutsal Fahişe arketipi ile ilişkinin kesilmesi ve günümüzde de bu arketipin, global kapitalizmin sembolleri ile farklı yönlere çekilip özünün kaybolduğudur. İşte sorunlara yol açan da bu mekanizmadır. Bunu daha da açarsak, örneğin, Kutsal Fahişe arketipinin en önemli özelliği kutsal olan ile cinsel olanın birarada olması iken, kutsal olan, günümüz global kapitalizmi ile, cinselliğin bastırılmasından değil, tam tersi daha da açık ve görünürleşmesinden, hatta sapkınlıkların normalleşmesinden dolayı ortadan kaybolmuş ve doğasından uzak bir cinsellik ortaya çıkmıştır. Hieros Gamos yerini swinger'lara bırakırken, cinselliğe bağlı bozukluklar da düzeni besler duruma gelmiştir.

Oysa kadının Tanrıça ile birleşmesi ve içindeki kutsalı tanıması - aynı şekilde erkek için de Anima açısından geçerlidir- Kutsal fahişe arketipinin de yeniden canlanmasına neden olacaktır.

Yine Qualls-Corbett (2001) bu konuya şöyle değinir :

"Tanrıça'yı tanıyan kadının, Benliğinin bir parçası, bütünlük arketipi ve kişiliğinin düzenleyici merkezi olan kendi dişil doğasının ilahi yönüne ilişkin kavrayışı yükselir. Yaşamına hükmettirmek yerine, egosu benliği ile birlikte çalışır. Sanki en derin ihtiyaçları, içten gelen ideal ve tutumlar yol gösterir ona. Dış koşullar tarafından kirletilmez ya da eleştiriden aşırı biçimde etkilenmez. Sözgelimi bedenini güzel bulur ve onun kısmen Benlik'in bir tezahürü olduğunun bilinçli bir şekilde farkındadır. [.] Tanrıça'ya vakıf olan kadın, doğru beslenip egzersiz yaparak bedenine
özen göstermenin, yıkanma törenlerinin, güzellik ürünlerinin ve giyinip kuşanmanın zevkini çıkartır. Bu yalnızca, egonun yüceltilmesiyle bağlantılı olan kişisel çekicilik gibi yüzeysel bir amaçla değil, dişinin doğasına saygıdan dolayı yapılır. Güzelliği, Benliği ile canlı bir bağlantıdan kaynaklanır. Böyle bir kadın bakiredir. Bu fiziksel bir durum değil, içsel bir tutumdur. Böyle bir
kadın kendi varoluşunu tanımlamak için başkalarının tepkilerine bağımlı değildir. Bakire kadın, ister baba, ister aşık, isterse koca olsun, ergilin yalnızca karşıtı değildir. Kendi başına eşit olarak
oradadır."

Lilith ile sembolize edilen arketip oldukça çarpıcı gelmiştir. Ancak bir önemli arketip de "Kutsal Fahişe" ile sembolize edilir. Bu aynı zamanda cinsellikle kutsalığı birleştirmiş, her birleşmeyi "kutsal eylem" olarak yaşayan ve erkeğini "büyütebilecek" kadındır. Şimdi bu kadını tanıyalım:

Erkek inisiyasyonunun tarih içinde kaybolmasıyla birlikte Kutsal Fahişelik de kaybolmuş, anlam değiştirmiştir. Kutsal Fahişelik kavramı bugün yeniden anlaşılması gereken en önemli kavramlardan biridir.

Kutsal fahişe kavramına daha Sümer Medeniyeti’nde rastlarız. Sümer Ana Tanrıçası İnanna'nın sıfatlarından biri de Kutsal Fahişe'dir.

Muazzez İlmiye Çığ (2002) Sümer'de Tapınak fahişeliğine değinir ve bunun kadının görevlerinden biri olduğunu ve tapınaklarda seksin kutsal sayıldığını söyler. Herodotos da benzer şekilde anlatır ancak onun anlattığı artık daha dejenere olmuş bir durumdur:

"Babil'lilerin en yüz kızartıcı adetleri şudur. Her kadın ömründe bir kez, Aphrodite tapınağında oturmalı ve kendini yabancı birisine vermelidir. Parasına güvenen ve kalabalığa karışmak istemeyen kadınlar, tapınağın yanına arabayla gider ve peşlerinde bir sürü hizmetçi olduğu halde beklerler. Ama çoğunluk için şöyle olur; Aphrodite duvarları içerisinde, başları kurdele ile çatılmış birçok kadın oturur; kimleri gider, yenileri gelir; yerler gerili ipler ile bölünmüştür; yabancılar önlerinde dolaşır istediklerini seçerler. Bu duvarlar içerisine girip oturan kadın, bir yabancı gelip de, tapınağın dışında onunla çiftleşmek için para atmadıkça evine dönemez; parayı atarken aynen şunları söylemek zorundadır: 'Senin şahsında Tanrıça Mylitta'yı çağırıyorum.' Mylitta, Aphrodite'nin Asurcasıdır. Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çevirmez. Birleşmeden sonra kadın, Tanrıça'nın gönlünü yapmış olarak evine döner; ve bundan sonra ona ne verseniz, artık bir daha baştan çıkartamazsınız. Yaradılışın güzel bir yüz ve güzel bir endam vermiş olduğu kızlar çabuk döner evlerine; ama öyle olmayanlar, yasanın gereğini yerine getiremedikleri için tapınakta uzun süre beklerler, üç dört yıl bekleyenleri olur. Kıbrıs adasının kimi yerlerinde de buna benzer bir adet vardır." ( I, 199)

Eski kültürlerde, erkek inisiyasyonunun ayrılmaz bir parçası da Kutsal Fahişe ile yaşanan deneyimdir. Bu şekilde erkekliğe adımını atan genç, hem cinsel deneyimi yaşar, hem de kadını mutlu edecek şekilde sevişmeyi öğrenirdi.

Gılgamış Efsanesi’nde, Enkidu'nun fahişe ile beraber olduktan sonra uygarlaşması da bir inisiyasyona işaret eder ve Kutsal Fahişe'nin inisiyatör rolünü gösterir.

Eski çağlarda bu kadar önemli olan Kutsal Fahişe, günümüzde anlamsız bir imge olarak kalmıştır. Qualls-Corbett (2001) bunu şöyle özetler :

"Aslına bakılırsa, 'kutsal fahişe' terimi mantıklı zihinlerimiz açısından bir çelişkiyi temsil ediyor; çünkü daha önce işaret ettiğimiz gibi, cinsel olanı tanrılara adanmış olanla bütünleştirmeye
eğilimli değiliz. Dolayısıyla, bu tapınak rahibelerinin anlamını yakalayamıyor ve dişiliğin hayat dolu, doygun doğasını temsil eden bir imgeden uzak kalıyoruz. Bu imge olmaksızın, çağdaş kadın ve erkekler, çağdaş persona rollerimizi yaşamaya devam edecek, kutsal fahişe
imgesini kuşatan duygu tonuna yerleşmiş yaşam bütünlüğünü ve duygu derinliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağız.
[.]
Gene de, kutsal fahişe bir gizem olarak kalıyor, büyük ölçüde bizim çağdaş tutumumuzun onun imgesinde çelişki olarak gördüğümüz şeyi anlamamızı güçleştirmesi yüzünden: Onun dinsel doğası, ruhsal doğasının bütünleyici bir yönüdür. Birçoğumuz için, bu kesişme bir çelişkidir. Gelgelelim antik çağlarda, bu bir bütünlük idi."

Qualls-Corbett'in burada vurguladığı en önemli nokta, ruhsal olan ile cinsel olanın birleşmesidir. Gündelik yaşamımızda bu iki önemli kavramı birleştirememek gerek kadın gerekse de erkek açısından cinsel sorunlara yol açar.

Eski çağlarda, cinsel eylem de bir kutsallık taşımaktaydı. Doğa'nın yeşermesi, ürün vermesi aslında Tanrı ve Tanrıça'nın yaptığı Kutsal Birleşme (Hieros Gamos) eyleminin bir sonucuydu ve her birleşme aslında bu kutsal eylemin tekrarlanmasıydı. Bu birleşmeden alınacak zevkin coşkusu da bu kutsallığı taşımaktaydı. Bu bağlamda, tapınakta yapılan bu cinsel birleşme eylemi de kutsallıktan bağımsız değildi. Bu kutsal birleşme ile, hem bolluk ve berekete ait bu eylem tekrarlanıyor hem de inisiyasyon tamamlanıyor, inisiye ile sembolize edilen Tanrı, cinsel eylemle Tanrıça ile birleşiyor ve bütünleşiyordu. Bu eylemin kutsallığı da tanrı rolüne giren inisiyenin
yaşamı boyunca devam ediyordu.

Günümüzde bu tür uygulamaların artık olmaması bir yana cinselliğin "ayıp" ya da "günah" sayılması ve fahişeliğin dejenere olması - ki bu ilk çağlardan beri böyledir- günümüzdeki cinsel
sorunların da başında gelir. Cinsel sorunların kişiyi birey yapamaması ile beslenen global kapitalizm ise gerek ahlak kuralları gerekse de dinler vasıtası ile bu bozukluğun yayılmasını ve sapmaların daha açık olmasını hatta normalleşmesini sağlamakta ve her türlü bozukluk aslında gündelik yaşamın bir parçası olmaktadır. Bunun sonucu olarak da bireyleşememiş kişiler düzenin sürmesine "biyolojik" katkıda bulunmaktadır.

Qualls-Corbett (2001) şöyle der :

"Yüzlerce yıl boyunca kutsal fahişenin temsil ettiği şeyi bastırmak, düş kırıklığına, tatminsizliğe ve nevroza yol açar. Bu kadınlar için olduğu kadar erkekler açısından da bir sorundur, çünkü erkeğin dişiye yönelik bilinçli ya da bilinçdışı tutumu, üstünlük ya da küçümseme olursa, o zaman, dış dünyadaki gerçek kadınlarla olduğu kadar kendi animası, kendi iç doğası ile ilişkisi de ciddi bir biçimde tehlikeye girer. "

Bu ifade kısmen doğru olmakla birlikte, kutsal fahişe imgesinin bastırılmasının nevroza neden olması görüşü, fazla Freud etkisinde olup bugün çok kabul görmemektedir. Bunu daha çok Kutsal Fahişe arketipi ile ilişkinin kesilmesi ve günümüzde de bu arketipin, global kapitalizmin sembolleri ile farklı yönlere çekilip özünün kaybolduğudur. İşte sorunlara yol açan da bu mekanizmadır. Bunu daha da açarsak, örneğin, Kutsal Fahişe arketipinin en önemli özelliği kutsal olan ile cinsel olanın birarada olması iken, kutsal olan, günümüz global kapitalizmi ile, cinselliğin bastırılmasından değil, tam tersi daha da açık ve görünürleşmesinden, hatta sapkınlıkların normalleşmesinden dolayı ortadan kaybolmuş ve doğasından uzak bir cinsellik ortaya çıkmıştır. Hieros Gamos yerini swinger'lara bırakırken, cinselliğe bağlı bozukluklar da düzeni besler duruma gelmiştir.

Oysa kadının Tanrıça ile birleşmesi ve içindeki kutsalı tanıması - aynı şekilde erkek için de Anima açısından geçerlidir- Kutsal fahişe arketipinin de yeniden canlanmasına neden olacaktır.

Yine Qualls-Corbett (2001) bu konuya şöyle değinir :

"Tanrıça'yı tanıyan kadının, Benliğinin bir parçası, bütünlük arketipi ve kişiliğinin düzenleyici merkezi olan kendi dişil doğasının ilahi yönüne ilişkin kavrayışı yükselir. Yaşamına hükmettirmek yerine, egosu benliği ile birlikte çalışır. Sanki en derin ihtiyaçları, içten gelen ideal ve tutumlar yol gösterir ona. Dış koşullar tarafından kirletilmez ya da eleştiriden aşırı biçimde etkilenmez. Sözgelimi bedenini güzel bulur ve onun kısmen Benlik'in bir tezahürü olduğunun bilinçli bir şekilde farkındadır. [.] Tanrıça'ya vakıf olan kadın, doğru beslenip egzersiz yaparak bedenine
özen göstermenin, yıkanma törenlerinin, güzellik ürünlerinin ve giyinip kuşanmanın zevkini çıkartır. Bu yalnızca, egonun yüceltilmesiyle bağlantılı olan kişisel çekicilik gibi yüzeysel bir amaçla değil, dişinin doğasına saygıdan dolayı yapılır. Güzelliği, Benliği ile canlı bir bağlantıdan kaynaklanır. Böyle bir kadın bakiredir. Bu fiziksel bir durum değil, içsel bir tutumdur. Böyle bir
kadın kendi varoluşunu tanımlamak için başkalarının tepkilerine bağımlı değildir. Bakire kadın, ister baba, ister aşık, isterse koca olsun, ergilin yalnızca karşıtı değildir. Kendi başına eşit olarak
oradadır."

Lilith ile sembolize edilen arketip oldukça çarpıcı gelmiştir. Ancak bir önemli arketip de "Kutsal Fahişe" ile sembolize edilir. Bu aynı zamanda cinsellikle kutsalığı birleştirmiş, her birleşmeyi "kutsal eylem" olarak yaşayan ve erkeğini "büyütebilecek" kadındır. Şimdi bu kadını tanıyalım:

Erkek inisiyasyonunun tarih içinde kaybolmasıyla birlikte Kutsal Fahişelik de kaybolmuş, anlam değiştirmiştir. Kutsal Fahişelik kavramı bugün yeniden anlaşılması gereken en önemli kavramlardan biridir.

Kutsal fahişe kavramına daha Sümer Medeniyeti’nde rastlarız. Sümer Ana Tanrıçası İnanna'nın sıfatlarından biri de Kutsal Fahişe'dir.

Muazzez İlmiye Çığ (2002) Sümer'de Tapınak fahişeliğine değinir ve bunun kadının görevlerinden biri olduğunu ve tapınaklarda seksin kutsal sayıldığını söyler. Herodotos da benzer şekilde anlatır ancak onun anlattığı artık daha dejenere olmuş bir durumdur:

"Babil'lilerin en yüz kızartıcı adetleri şudur. Her kadın ömründe bir kez, Aphrodite tapınağında oturmalı ve kendini yabancı birisine vermelidir. Parasına güvenen ve kalabalığa karışmak istemeyen kadınlar, tapınağın yanına arabayla gider ve peşlerinde bir sürü hizmetçi olduğu halde beklerler. Ama çoğunluk için şöyle olur; Aphrodite duvarları içerisinde, başları kurdele ile çatılmış birçok kadın oturur; kimleri gider, yenileri gelir; yerler gerili ipler ile bölünmüştür; yabancılar önlerinde dolaşır istediklerini seçerler. Bu duvarlar içerisine girip oturan kadın, bir yabancı gelip de, tapınağın dışında onunla çiftleşmek için para atmadıkça evine dönemez; parayı atarken aynen şunları söylemek zorundadır: 'Senin şahsında Tanrıça Mylitta'yı çağırıyorum.' Mylitta, Aphrodite'nin Asurcasıdır. Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çevirmez. Birleşmeden sonra kadın, Tanrıça'nın gönlünü yapmış olarak evine döner; ve bundan sonra ona ne verseniz, artık bir daha baştan çıkartamazsınız. Yaradılışın güzel bir yüz ve güzel bir endam vermiş olduğu kızlar çabuk döner evlerine; ama öyle olmayanlar, yasanın gereğini yerine getiremedikleri için tapınakta uzun süre beklerler, üç dört yıl bekleyenleri olur. Kıbrıs adasının kimi yerlerinde de buna benzer bir adet vardır." ( I, 199)

Eski kültürlerde, erkek inisiyasyonunun ayrılmaz bir parçası da Kutsal Fahişe ile yaşanan deneyimdir. Bu şekilde erkekliğe adımını atan genç, hem cinsel deneyimi yaşar, hem de kadını mutlu edecek şekilde sevişmeyi öğrenirdi.

Gılgamış Efsanesi’nde, Enkidu'nun fahişe ile beraber olduktan sonra uygarlaşması da bir inisiyasyona işaret eder ve Kutsal Fahişe'nin inisiyatör rolünü gösterir.

Eski çağlarda bu kadar önemli olan Kutsal Fahişe, günümüzde anlamsız bir imge olarak kalmıştır. Qualls-Corbett (2001) bunu şöyle özetler :

"Aslına bakılırsa, 'kutsal fahişe' terimi mantıklı zihinlerimiz açısından bir çelişkiyi temsil ediyor; çünkü daha önce işaret ettiğimiz gibi, cinsel olanı tanrılara adanmış olanla bütünleştirmeye
eğilimli değiliz. Dolayısıyla, bu tapınak rahibelerinin anlamını yakalayamıyor ve dişiliğin hayat dolu, doygun doğasını temsil eden bir imgeden uzak kalıyoruz. Bu imge olmaksızın, çağdaş kadın ve erkekler, çağdaş persona rollerimizi yaşamaya devam edecek, kutsal fahişe
imgesini kuşatan duygu tonuna yerleşmiş yaşam bütünlüğünü ve duygu derinliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağız.
[.]
Gene de, kutsal fahişe bir gizem olarak kalıyor, büyük ölçüde bizim çağdaş tutumumuzun onun imgesinde çelişki olarak gördüğümüz şeyi anlamamızı güçleştirmesi yüzünden: Onun dinsel doğası, ruhsal doğasının bütünleyici bir yönüdür. Birçoğumuz için, bu kesişme bir çelişkidir. Gelgelelim antik çağlarda, bu bir bütünlük idi."

Qualls-Corbett'in burada vurguladığı en önemli nokta, ruhsal olan ile cinsel olanın birleşmesidir. Gündelik yaşamımızda bu iki önemli kavramı birleştirememek gerek kadın gerekse de erkek açısından cinsel sorunlara yol açar.

Eski çağlarda, cinsel eylem de bir kutsallık taşımaktaydı. Doğa'nın yeşermesi, ürün vermesi aslında Tanrı ve Tanrıça'nın yaptığı Kutsal Birleşme (Hieros Gamos) eyleminin bir sonucuydu ve her birleşme aslında bu kutsal eylemin tekrarlanmasıydı. Bu birleşmeden alınacak zevkin coşkusu da bu kutsallığı taşımaktaydı. Bu bağlamda, tapınakta yapılan bu cinsel birleşme eylemi de kutsallıktan bağımsız değildi. Bu kutsal birleşme ile, hem bolluk ve berekete ait bu eylem tekrarlanıyor hem de inisiyasyon tamamlanıyor, inisiye ile sembolize edilen Tanrı, cinsel eylemle Tanrıça ile birleşiyor ve bütünleşiyordu. Bu eylemin kutsallığı da tanrı rolüne giren inisiyenin
yaşamı boyunca devam ediyordu.

Günümüzde bu tür uygulamaların artık olmaması bir yana cinselliğin "ayıp" ya da "günah" sayılması ve fahişeliğin dejenere olması - ki bu ilk çağlardan beri böyledir- günümüzdeki cinsel
sorunların da başında gelir. Cinsel sorunların kişiyi birey yapamaması ile beslenen global kapitalizm ise gerek ahlak kuralları gerekse de dinler vasıtası ile bu bozukluğun yayılmasını ve sapmaların daha açık olmasını hatta normalleşmesini sağlamakta ve her türlü bozukluk aslında gündelik yaşamın bir parçası olmaktadır. Bunun sonucu olarak da bireyleşememiş kişiler düzenin sürmesine "biyolojik" katkıda bulunmaktadır.

Qualls-Corbett (2001) şöyle der :

"Yüzlerce yıl boyunca kutsal fahişenin temsil ettiği şeyi bastırmak, düş kırıklığına, tatminsizliğe ve nevroza yol açar. Bu kadınlar için olduğu kadar erkekler açısından da bir sorundur, çünkü erkeğin dişiye yönelik bilinçli ya da bilinçdışı tutumu, üstünlük ya da küçümseme olursa, o zaman, dış dünyadaki gerçek kadınlarla olduğu kadar kendi animası, kendi iç doğası ile ilişkisi de ciddi bir biçimde tehlikeye girer. "

Bu ifade kısmen doğru olmakla birlikte, kutsal fahişe imgesinin bastırılmasının nevroza neden olması görüşü, fazla Freud etkisinde olup bugün çok kabul görmemektedir. Bunu daha çok Kutsal Fahişe arketipi ile ilişkinin kesilmesi ve günümüzde de bu arketipin, global kapitalizmin sembolleri ile farklı yönlere çekilip özünün kaybolduğudur. İşte sorunlara yol açan da bu mekanizmadır. Bunu daha da açarsak, örneğin, Kutsal Fahişe arketipinin en önemli özelliği kutsal olan ile cinsel olanın birarada olması iken, kutsal olan, günümüz global kapitalizmi ile, cinselliğin bastırılmasından değil, tam tersi daha da açık ve görünürleşmesinden, hatta sapkınlıkların normalleşmesinden dolayı ortadan kaybolmuş ve doğasından uzak bir cinsellik ortaya çıkmıştır. Hieros Gamos yerini swinger'lara bırakırken, cinselliğe bağlı bozukluklar da düzeni besler duruma gelmiştir.

Oysa kadının Tanrıça ile birleşmesi ve içindeki kutsalı tanıması - aynı şekilde erkek için de Anima açısından geçerlidir- Kutsal fahişe arketipinin de yeniden canlanmasına neden olacaktır.

Yine Qualls-Corbett (2001) bu konuya şöyle değinir :

"Tanrıça'yı tanıyan kadının, Benliğinin bir parçası, bütünlük arketipi ve kişiliğinin düzenleyici merkezi olan kendi dişil doğasının ilahi yönüne ilişkin kavrayışı yükselir. Yaşamına hükmettirmek yerine, egosu benliği ile birlikte çalışır. Sanki en derin ihtiyaçları, içten gelen ideal ve tutumlar yol gösterir ona. Dış koşullar tarafından kirletilmez ya da eleştiriden aşırı biçimde etkilenmez. Sözgelimi bedenini güzel bulur ve onun kısmen Benlik'in bir tezahürü olduğunun bilinçli bir şekilde farkındadır. [.] Tanrıça'ya vakıf olan kadın, doğru beslenip egzersiz yaparak bedenine
özen göstermenin, yıkanma törenlerinin, güzellik ürünlerinin ve giyinip kuşanmanın zevkini çıkartır. Bu yalnızca, egonun yüceltilmesiyle bağlantılı olan kişisel çekicilik gibi yüzeysel bir amaçla değil, dişinin doğasına saygıdan dolayı yapılır. Güzelliği, Benliği ile canlı bir bağlantıdan kaynaklanır. Böyle bir kadın bakiredir. Bu fiziksel bir durum değil, içsel bir tutumdur. Böyle bir
kadın kendi varoluşunu tanımlamak için başkalarının tepkilerine bağımlı değildir. Bakire kadın, ister baba, ister aşık, isterse koca olsun, ergilin yalnızca karşıtı değildir. Kendi başına eşit olarak
oradadır."

Lilith ile sembolize edilen arketip oldukça çarpıcı gelmiştir. Ancak bir önemli arketip de "Kutsal Fahişe" ile sembolize edilir. Bu aynı zamanda cinsellikle kutsalığı birleştirmiş, her birleşmeyi "kutsal eylem" olarak yaşayan ve erkeğini "büyütebilecek" kadındır. Şimdi bu kadını tanıyalım:

Erkek inisiyasyonunun tarih içinde kaybolmasıyla birlikte Kutsal Fahişelik de kaybolmuş, anlam değiştirmiştir. Kutsal Fahişelik kavramı bugün yeniden anlaşılması gereken en önemli kavramlardan biridir.

Kutsal fahişe kavramına daha Sümer Medeniyeti’nde rastlarız. Sümer Ana Tanrıçası İnanna'nın sıfatlarından biri de Kutsal Fahişe'dir.

Muazzez İlmiye Çığ (2002) Sümer'de Tapınak fahişeliğine değinir ve bunun kadının görevlerinden biri olduğunu ve tapınaklarda seksin kutsal sayıldığını söyler. Herodotos da benzer şekilde anlatır ancak onun anlattığı artık daha dejenere olmuş bir durumdur:

"Babil'lilerin en yüz kızartıcı adetleri şudur. Her kadın ömründe bir kez, Aphrodite tapınağında oturmalı ve kendini yabancı birisine vermelidir. Parasına güvenen ve kalabalığa karışmak istemeyen kadınlar, tapınağın yanına arabayla gider ve peşlerinde bir sürü hizmetçi olduğu halde beklerler. Ama çoğunluk için şöyle olur; Aphrodite duvarları içerisinde, başları kurdele ile çatılmış birçok kadın oturur; kimleri gider, yenileri gelir; yerler gerili ipler ile bölünmüştür; yabancılar önlerinde dolaşır istediklerini seçerler. Bu duvarlar içerisine girip oturan kadın, bir yabancı gelip de, tapınağın dışında onunla çiftleşmek için para atmadıkça evine dönemez; parayı atarken aynen şunları söylemek zorundadır: 'Senin şahsında Tanrıça Mylitta'yı çağırıyorum.' Mylitta, Aphrodite'nin Asurcasıdır. Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çevirmez. Birleşmeden sonra kadın, Tanrıça'nın gönlünü yapmış olarak evine döner; ve bundan sonra ona ne verseniz, artık bir daha baştan çıkartamazsınız. Yaradılışın güzel bir yüz ve güzel bir endam vermiş olduğu kızlar çabuk döner evlerine; ama öyle olmayanlar, yasanın gereğini yerine getiremedikleri için tapınakta uzun süre beklerler, üç dört yıl bekleyenleri olur. Kıbrıs adasının kimi yerlerinde de buna benzer bir adet vardır." ( I, 199)

Eski kültürlerde, erkek inisiyasyonunun ayrılmaz bir parçası da Kutsal Fahişe ile yaşanan deneyimdir. Bu şekilde erkekliğe adımını atan genç, hem cinsel deneyimi yaşar, hem de kadını mutlu edecek şekilde sevişmeyi öğrenirdi.

Gılgamış Efsanesi’nde, Enkidu'nun fahişe ile beraber olduktan sonra uygarlaşması da bir inisiyasyona işaret eder ve Kutsal Fahişe'nin inisiyatör rolünü gösterir.

Eski çağlarda bu kadar önemli olan Kutsal Fahişe, günümüzde anlamsız bir imge olarak kalmıştır. Qualls-Corbett (2001) bunu şöyle özetler :

"Aslına bakılırsa, 'kutsal fahişe' terimi mantıklı zihinlerimiz açısından bir çelişkiyi temsil ediyor; çünkü daha önce işaret ettiğimiz gibi, cinsel olanı tanrılara adanmış olanla bütünleştirmeye
eğilimli değiliz. Dolayısıyla, bu tapınak rahibelerinin anlamını yakalayamıyor ve dişiliğin hayat dolu, doygun doğasını temsil eden bir imgeden uzak kalıyoruz. Bu imge olmaksızın, çağdaş kadın ve erkekler, çağdaş persona rollerimizi yaşamaya devam edecek, kutsal fahişe
imgesini kuşatan duygu tonuna yerleşmiş yaşam bütünlüğünü ve duygu derinliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağız.
[.]
Gene de, kutsal fahişe bir gizem olarak kalıyor, büyük ölçüde bizim çağdaş tutumumuzun onun imgesinde çelişki olarak gördüğümüz şeyi anlamamızı güçleştirmesi yüzünden: Onun dinsel doğası, ruhsal doğasının bütünleyici bir yönüdür. Birçoğumuz için, bu kesişme bir çelişkidir. Gelgelelim antik çağlarda, bu bir bütünlük idi."

Qualls-Corbett'in burada vurguladığı en önemli nokta, ruhsal olan ile cinsel olanın birleşmesidir. Gündelik yaşamımızda bu iki önemli kavramı birleştirememek gerek kadın gerekse de erkek açısından cinsel sorunlara yol açar.

Eski çağlarda, cinsel eylem de bir kutsallık taşımaktaydı. Doğa'nın yeşermesi, ürün vermesi aslında Tanrı ve Tanrıça'nın yaptığı Kutsal Birleşme (Hieros Gamos) eyleminin bir sonucuydu ve her birleşme aslında bu kutsal eylemin tekrarlanmasıydı. Bu birleşmeden alınacak zevkin coşkusu da bu kutsallığı taşımaktaydı. Bu bağlamda, tapınakta yapılan bu cinsel birleşme eylemi de kutsallıktan bağımsız değildi. Bu kutsal birleşme ile, hem bolluk ve berekete ait bu eylem tekrarlanıyor hem de inisiyasyon tamamlanıyor, inisiye ile sembolize edilen Tanrı, cinsel eylemle Tanrıça ile birleşiyor ve bütünleşiyordu. Bu eylemin kutsallığı da tanrı rolüne giren inisiyenin
yaşamı boyunca devam ediyordu.

Günümüzde bu tür uygulamaların artık olmaması bir yana cinselliğin "ayıp" ya da "günah" sayılması ve fahişeliğin dejenere olması - ki bu ilk çağlardan beri böyledir- günümüzdeki cinsel
sorunların da başında gelir. Cinsel sorunların kişiyi birey yapamaması ile beslenen global kapitalizm ise gerek ahlak kuralları gerekse de dinler vasıtası ile bu bozukluğun yayılmasını ve sapmaların daha açık olmasını hatta normalleşmesini sağlamakta ve her türlü bozukluk aslında gündelik yaşamın bir parçası olmaktadır. Bunun sonucu olarak da bireyleşememiş kişiler düzenin sürmesine "biyolojik" katkıda bulunmaktadır.

Qualls-Corbett (2001) şöyle der :

"Yüzlerce yıl boyunca kutsal fahişenin temsil ettiği şeyi bastırmak, düş kırıklığına, tatminsizliğe ve nevroza yol açar. Bu kadınlar için olduğu kadar erkekler açısından da bir sorundur, çünkü erkeğin dişiye yönelik bilinçli ya da bilinçdışı tutumu, üstünlük ya da küçümseme olursa, o zaman, dış dünyadaki gerçek kadınlarla olduğu kadar kendi animası, kendi iç doğası ile ilişkisi de ciddi bir biçimde tehlikeye girer. "

Bu ifade kısmen doğru olmakla birlikte, kutsal fahişe imgesinin bastırılmasının nevroza neden olması görüşü, fazla Freud etkisinde olup bugün çok kabul görmemektedir. Bunu daha çok Kutsal Fahişe arketipi ile ilişkinin kesilmesi ve günümüzde de bu arketipin, global kapitalizmin sembolleri ile farklı yönlere çekilip özünün kaybolduğudur. İşte sorunlara yol açan da bu mekanizmadır. Bunu daha da açarsak, örneğin, Kutsal Fahişe arketipinin en önemli özelliği kutsal olan ile cinsel olanın birarada olması iken, kutsal olan, günümüz global kapitalizmi ile, cinselliğin bastırılmasından değil, tam tersi daha da açık ve görünürleşmesinden, hatta sapkınlıkların normalleşmesinden dolayı ortadan kaybolmuş ve doğasından uzak bir cinsellik ortaya çıkmıştır. Hieros Gamos yerini swinger'lara bırakırken, cinselliğe bağlı bozukluklar da düzeni besler duruma gelmiştir.

Oysa kadının Tanrıça ile birleşmesi ve içindeki kutsalı tanıması - aynı şekilde erkek için de Anima açısından geçerlidir- Kutsal fahişe arketipinin de yeniden canlanmasına neden olacaktır.

Yine Qualls-Corbett (2001) bu konuya şöyle değinir :

"Tanrıça'yı tanıyan kadının, Benliğinin bir parçası, bütünlük arketipi ve kişiliğinin düzenleyici merkezi olan kendi dişil doğasının ilahi yönüne ilişkin kavrayışı yükselir. Yaşamına hükmettirmek yerine, egosu benliği ile birlikte çalışır. Sanki en derin ihtiyaçları, içten gelen ideal ve tutumlar yol gösterir ona. Dış koşullar tarafından kirletilmez ya da eleştiriden aşırı biçimde etkilenmez. Sözgelimi bedenini güzel bulur ve onun kısmen Benlik'in bir tezahürü olduğunun bilinçli bir şekilde farkındadır. [.] Tanrıça'ya vakıf olan kadın, doğru beslenip egzersiz yaparak bedenine
özen göstermenin, yıkanma törenlerinin, güzellik ürünlerinin ve giyinip kuşanmanın zevkini çıkartır. Bu yalnızca, egonun yüceltilmesiyle bağlantılı olan kişisel çekicilik gibi yüzeysel bir amaçla değil, dişinin doğasına saygıdan dolayı yapılır. Güzelliği, Benliği ile canlı bir bağlantıdan kaynaklanır. Böyle bir kadın bakiredir. Bu fiziksel bir durum değil, içsel bir tutumdur. Böyle bir
kadın kendi varoluşunu tanımlamak için başkalarının tepkilerine bağımlı değildir. Bakire kadın, ister baba, ister aşık, isterse koca olsun, ergilin yalnızca karşıtı değildir. Kendi başına eşit olarak
oradadır."

Lilith ile sembolize edilen arketip oldukça çarpıcı gelmiştir. Ancak bir önemli arketip de "Kutsal Fahişe" ile sembolize edilir. Bu aynı zamanda cinsellikle kutsalığı birleştirmiş, her birleşmeyi "kutsal eylem" olarak yaşayan ve erkeğini "büyütebilecek" kadındır. Şimdi bu kadını tanıyalım:

Erkek inisiyasyonunun tarih içinde kaybolmasıyla birlikte Kutsal Fahişelik de kaybolmuş, anlam değiştirmiştir. Kutsal Fahişelik kavramı bugün yeniden anlaşılması gereken en önemli kavramlardan biridir.

Kutsal fahişe kavramına daha Sümer Medeniyeti’nde rastlarız. Sümer Ana Tanrıçası İnanna'nın sıfatlarından biri de Kutsal Fahişe'dir.

Muazzez İlmiye Çığ (2002) Sümer'de Tapınak fahişeliğine değinir ve bunun kadının görevlerinden biri olduğunu ve tapınaklarda seksin kutsal sayıldığını söyler. Herodotos da benzer şekilde anlatır ancak onun anlattığı artık daha dejenere olmuş bir durumdur:

"Babil'lilerin en yüz kızartıcı adetleri şudur. Her kadın ömründe bir kez, Aphrodite tapınağında oturmalı ve kendini yabancı birisine vermelidir. Parasına güvenen ve kalabalığa karışmak istemeyen kadınlar, tapınağın yanına arabayla gider ve peşlerinde bir sürü hizmetçi olduğu halde beklerler. Ama çoğunluk için şöyle olur; Aphrodite duvarları içerisinde, başları kurdele ile çatılmış birçok kadın oturur; kimleri gider, yenileri gelir; yerler gerili ipler ile bölünmüştür; yabancılar önlerinde dolaşır istediklerini seçerler. Bu duvarlar içerisine girip oturan kadın, bir yabancı gelip de, tapınağın dışında onunla çiftleşmek için para atmadıkça evine dönemez; parayı atarken aynen şunları söylemek zorundadır: 'Senin şahsında Tanrıça Mylitta'yı çağırıyorum.' Mylitta, Aphrodite'nin Asurcasıdır. Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çevirmez. Birleşmeden sonra kadın, Tanrıça'nın gönlünü yapmış olarak evine döner; ve bundan sonra ona ne verseniz, artık bir daha baştan çıkartamazsınız. Yaradılışın güzel bir yüz ve güzel bir endam vermiş olduğu kızlar çabuk döner evlerine; ama öyle olmayanlar, yasanın gereğini yerine getiremedikleri için tapınakta uzun süre beklerler, üç dört yıl bekleyenleri olur. Kıbrıs adasının kimi yerlerinde de buna benzer bir adet vardır." ( I, 199)

Eski kültürlerde, erkek inisiyasyonunun ayrılmaz bir parçası da Kutsal Fahişe ile yaşanan deneyimdir. Bu şekilde erkekliğe adımını atan genç, hem cinsel deneyimi yaşar, hem de kadını mutlu edecek şekilde sevişmeyi öğrenirdi.

Gılgamış Efsanesi’nde, Enkidu'nun fahişe ile beraber olduktan sonra uygarlaşması da bir inisiyasyona işaret eder ve Kutsal Fahişe'nin inisiyatör rolünü gösterir.

Eski çağlarda bu kadar önemli olan Kutsal Fahişe, günümüzde anlamsız bir imge olarak kalmıştır. Qualls-Corbett (2001) bunu şöyle özetler :

"Aslına bakılırsa, 'kutsal fahişe' terimi mantıklı zihinlerimiz açısından bir çelişkiyi temsil ediyor; çünkü daha önce işaret ettiğimiz gibi, cinsel olanı tanrılara adanmış olanla bütünleştirmeye
eğilimli değiliz. Dolayısıyla, bu tapınak rahibelerinin anlamını yakalayamıyor ve dişiliğin hayat dolu, doygun doğasını temsil eden bir imgeden uzak kalıyoruz. Bu imge olmaksızın, çağdaş kadın ve erkekler, çağdaş persona rollerimizi yaşamaya devam edecek, kutsal fahişe
imgesini kuşatan duygu tonuna yerleşmiş yaşam bütünlüğünü ve duygu derinliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağız.
[.]
Gene de, kutsal fahişe bir gizem olarak kalıyor, büyük ölçüde bizim çağdaş tutumumuzun onun imgesinde çelişki olarak gördüğümüz şeyi anlamamızı güçleştirmesi yüzünden: Onun dinsel doğası, ruhsal doğasının bütünleyici bir yönüdür. Birçoğumuz için, bu kesişme bir çelişkidir. Gelgelelim antik çağlarda, bu bir bütünlük idi."

Qualls-Corbett'in burada vurguladığı en önemli nokta, ruhsal olan ile cinsel olanın birleşmesidir. Gündelik yaşamımızda bu iki önemli kavramı birleştirememek gerek kadın gerekse de erkek açısından cinsel sorunlara yol açar.

Eski çağlarda, cinsel eylem de bir kutsallık taşımaktaydı. Doğa'nın yeşermesi, ürün vermesi aslında Tanrı ve Tanrıça'nın yaptığı Kutsal Birleşme (Hieros Gamos) eyleminin bir sonucuydu ve her birleşme aslında bu kutsal eylemin tekrarlanmasıydı. Bu birleşmeden alınacak zevkin coşkusu da bu kutsallığı taşımaktaydı. Bu bağlamda, tapınakta yapılan bu cinsel birleşme eylemi de kutsallıktan bağımsız değildi. Bu kutsal birleşme ile, hem bolluk ve berekete ait bu eylem tekrarlanıyor hem de inisiyasyon tamamlanıyor, inisiye ile sembolize edilen Tanrı, cinsel eylemle Tanrıça ile birleşiyor ve bütünleşiyordu. Bu eylemin kutsallığı da tanrı rolüne giren inisiyenin
yaşamı boyunca devam ediyordu.