Loading...
Menu

KÖRÜ KÖRÜNE İNANMAK

İnsanın psikolojik yapısını inceledikçe, beni hala büyüleyen birçok özelliğin yanında, galiba hepsinin önünde inanmak eylemi geliyor.

İnsan inanıyor… İnançlarımız var hepimizin…

Evrenden ve uzaydan başlayın, şu kısacık hayatlarımızın en önemsiz gözüken köşelerine kadar inandıklarımız ile yönlendiriyoruz hayatı. Neye inandığımız yaşadıklarımızı belirliyor hayatın her anında.

İnandıklarımızın bazıları okuduklarımıza, bize okutulanlara ve gördüklerimize ve bize gösterilenlere dayanıyor. Bize yaratılan ve satın aldığımız bir gerçeklik içinde hayatlarımızı sürdürüyoruz. Bunun dışında hareket etmek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Geçtiği zamanlarda ise o karanlık odadakileri görmemek için gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz.

İnançlar kutsaldır, eğer kutsal diye birşey varsa…

Kutsal tartışılamaz, üzerinde düşünülemez, dışına çıkılamaz…

...ve elbette tartışılmamalı benliğimizi oluşturduğumuz temeller. Çünkü inancın hemen arkasında ümit var. Ümidi insanların elinden alırsanız, geriye ne kalır ki?

Almayın…

İnandığı ne olursa olsun, insanları yargılamayın. Çünkü karşınızda gördüğünüz sizden hiç de farklı olmayan ve - ister inanın ister inanmayın - bir şekilde bağlı olduğunuz bir varlıktır. Size en uzak gözüken inanç ve düşünce kalıbı belki başka açılardan baktığınızda sizin kavramlarınız ile birebir örtüşüyordur.

İnsanlar körü körüne inanabiliyor birçok şeye…

Gördükleri veya görmedikleri şeylere inanıyorlar. İnandıklarını teyid etmek için kendilerine ipuçları buluyor, kendileri gibi düşünen insanları yakında tutuyor, inançlarını destekleyecek fikirlere sıkı sıkı sarılıyorlar.

Kimileri uzaylılara inanıyor mesela…

Kimileri geçmiş yaşamlarında yüzyıllar öncesine gidebiliyor…

Bazıları hiç sevilmediğine inanıyor… Bazıları sevecek kimse olmadığına…

İnsanın özünde iyi olduğuna inanan da var, yeryüzünden silinmesi gerektiğine de...

İşin ilginç tarafı, neye inanıyorsan O oluveriyorsun. Sorgusuz sualsiz. Aslında kimse bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemiyor. Bunu söylediğini sananlar sadece kendi inandıklarını bize aktarıyorlar.

Ve aslında inandığımız şey oluyorsak, belki olmak istediğimiz şeye inanmalıyız.

Cennetin de cehennemin de dünyada olduğuna inanmalıyız mesela…

Sevilmeye değer olduğumuza inanmalıyız…

Bilemeceğimiz bulmacalar ile uğraşmayı bırakıp, burada olduğumuza, varlığımıza ve aslında inandığımıza dönüşebileceğimize odaklanmalıyız.

En azından benim inancım bu...