Loading...
Menu

İHTİYAÇ VE ARAYIŞLAR ÜZERİNE


Daha önce de değindiğimiz üzere psikolojik açıdan ilişki ve sevgi, “ihtiyaç” temeline dayalı bir etkileşim zeminidir. Bireysel bir ilişki kurduğumuzda, muhatabımızla aramızda tercihen pozitif bir etki alışverişi oluşmuş demektir.

İlişki kurarız, çünkü kendi dışımızdaki birilerinin ilgisine, desteğine, bize ayna tutmasına, bizi tamamlamasına, iyi ve kötü zamanlarımızda bize eşlik etmesine psikolojik açıdan ihtiyaç duyarız. Bu ihtiyaçla beraber hayatımızı sürdürürken, bizi tatmin edeceğini düşündüğümüz, buna dair bir izlenim edindiğimiz kişileri “diğerleri”nden ayrı tutarız. Eğer karşımızdaki kişi de kendi ihtiyaç ve arayışları çerçevesinde bize yönelirse, aramızda karşılıklı ve interaktif bir süreç başlamış olur. Bu süreç içerisinde de ihtiyaç eksenli alışverişimiz devam etmektedir, sürecin sekteye uğramaması, ilişki içinde olduğumuz kişiyle aramızdaki sözsüz anlaşmaya karşılıklı riayet edilmesine bağlıdır. Bir ilişkinin başlaması için iki kişi gerekir, ilişkiyi bitirmek içinse; bir kişinin oyunun kuralına uymaması veya oyundan çıkmak istemesi yeterlidir.

İnsan psikolojisinin varlığını korumak ve sürdürebilmek için doğal olarak gereksinim duyduğu; güven, sevgi, korunma, etkide/eylemde bulunma, tercih edilme, onaylanma, değer görme, öğrenme, kendini tanımlamak için geri bildirimler alma gibi ihtiyaçlarından söz edilebilir. Bunlara “doğal ihtiyaçlar” diyebiliriz. Bedenin yiyecek, içecek ve uykuya ihtiyaç duyması gibi… Bu ihtiyaçları hissetme, fark etme ve ifade etme süreçleri de doğal olarak gerçekleşir. Bir bebek ağladığında “Ne demek istiyor? Neye ihtiyacı var?” diye düşünülmesi (ve ihtiyacının anlaşılıp giderilmesi) gibi… Bu örnekteki bebek -ilerleyen yıllarda ise; çocuk, genç, yetişkin olarak psikolojik doğası gereği her zaman birtakım ihtiyaçlar duyacaktır.

Peki, bu kişi buna mukabil her zaman kendisiyle ilgilenen, kendisinin ihtiyaçlarına duyarlı ve onları gideren, sağlıklı, etkileşime açık muhatapları her zaman bulabilecek midir?

Muhtemelen hayır. İhtiyaçlarına duyarlı ve duyarsız, taleplerini karşılamakta yeterli ve yetersiz, onunla bazen ilgilenen ve bazen ilgilenmeyen, onu önemseyen ve önemsemeyen birçok kişiyle karşılaşacaktır Bu süreçte; kişi; doğal olarak muhataplarının imkan ve kapasiteleri ile kendi psikolojik ihtiyaçlarının örtüştüğü ve örtüşmediği birçok farklı durumu yaşayacaktır. Böylece, hayat boyunca ilişkili olduğu kişi ve olguların salt onun ihtiyaçlarını karşılamaya odaklı olmadıklarını tecrübe edecektir. Bu tecrübeler insan psikolojisinde pek de sağlıklı algı ve olumlu tepki ile karşılanamayabilir. Psikoterapist David Richo’nun kelimeleriyle ifade edecek olursak:

Sevgiye dair taleplerimiz zorlayıcı veya doymak bilmez bir hal aldığında en küçük bir olumsuzlukta sevildiğimizden şüphe duyarız. Şüphe duyarız, çünkü aksinin tekrar tekrar ispatlanması ihtiyacındayızdır. Aslında özel olma ihtiyacı, sevilmiyor olma hissini telafi etmeye yönelik olabilir. (D. Richo, Kendimizi Sevebilmek)

“İhtiyaç” kavramı, modern psikoloji literatüründe de merkezi bir öneme sahiptir. İnsanın temel ilgilerinin ve fonksiyonlarının “ihtiyaçlar” ekseninde şekillendiğini çokça irdeleyen yaklaşımlar arasında; Karen Horney’in insanın 10 temel ihtiyaç tanımlamasından, Freud’un Psikanalitik Kuramından ve Maslow’un İhtiyaç Piramidi’nden söz edebiliriz. Karen Horney en temelde sevgi, ilgi ve değer ihtiyacından söz ederek ihtiyaçların yeterince karşılanmadığı durumlarda kişinin nevrotik hale gelebileceğinden söz eder. Freud, insanın dürtüsel işleyen buyurgan ihtiyaçlarının merkezde olması; buna rağmen bu ihtiyaçların tam ve daimi tatminine izin vermeyen sosyal ortamda insanın yaşam ve uyum mücadelesi vermesi üzerinde durur. Maslow (1943, A Theory of Human Motivation) ise, “ihtiyaç” kavramını psikolojik tatmine bağlı gelişim ve olgunluk evreleri olarak da yorumlanabilecek bir dikey hiyerarşi çerçevesinde sistematize ederek çerçeveyi biraz daha genişletmiştir.

Her üç teoride de “ihtiyaç”; insanın his, düşünce, yönelim ve eylemlerini belirleyen temel unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yaklaşımlar, “ihtiyaç ve sınır(lılık)lar”ı kaçınılmaz bir gerçek olarak hayatın ve insanın paradoksal doğası yorumlamaktadırlar.

İnsanı “biyo-psiko-sosyal” bir varlık olarak tanımlayan psikolojik perspektife göre insan; içinden gelen istek, arzu ve yönelimler (motivasyon) ile dışında gelişen faktörlere uyum sağlama zorunluluğu (adaptasyon) arasında kalmış (çoğu zaman sıkışmış) bir halde resmedilmektedir. Bu süreçte “ihtiyaçlar”ın hem hayatın sürdürülebilmesi için gerekli motivasyonu ateşleyen hem de kişiyi karşılaştığı engellere ve içine doğduğu sisteme rağmen (“id ve süperego arasındaki çatışmalar ve bunlara bir çözüm üretmek durumunda olan ego” modellemesinde de olduğu gibi) bir yolunu bulup devam etmeye sevk eden bir motor görevi gördüğü düşünülmektedir.

Halbuki insan “biyo-psiko-sosyal” bir varlık değil, “biyo-psiko-ruhsal” bir varlıktır. Evet; bedenin ve psikolojik yanımızın ihtiyaçları ve arzuları olabilir. Ancak ruhsal özümüzün bir ihtiyacı ve tatmin arayan bir arzusu yoktur. Dolayısıyla ruhsal özünün farkında olan bir insan; bedensel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılayamamaktan dolayı göreceli bir tatminsizlik yaşasa bile bu tatminsizlik, onun tüm kimlik ve varoluşunu etkilemeyecektir. Üstelik etkilememesi bir yana kişi; aynı zamanda ruhsal özünden beslendiği için de psikolojik tatminsizliği hiçbir şekilde acı, keder ve mutsuzluğa dönüştürmeyecektir.

İlişkilerde İhtiyaçlar & Oluşturdukları İtme Ve Çekmeler

Şu çok açık bir gerçektir ki; Çok/yoğun ihtiyaç, arzuyu; çok/yoğun arzu, sevgiyi; çok/yoğun sevgi, çekim ve yönelimi doğurur. Bütün ilgi, arzu, sevgi çekim ve tutkuların temelinde yatan şey ihtiyaçlarımızdır.

İHTİYAÇLAR daha önce de ifade ettiğimiz gibi üç başlık altında toplanabilir.

Bedensel ihtiyaçlar

Duygusal ihtiyaçlar

Düşünsel ihtiyaçlar

Fiziksel ihtiyaçlar; korunma, maddi ihtiyaçlar(yeme, içme, giyim, barınma), fiziksel yakınlık ve etkileşim, cinsellik, sahiplenilme…

Duygusal ihtiyaçlar; sevilme, ilgi ve değer görme, önemsenme, her haliyle kabullenilme, onaylanma, takdir görme, istenme ve ihtiyaç duyulma, öncelikli olma, duygusal ihtiyaçlarına duyarlılık…

 Düşünsel ihtiyaçlar; akıllı ve bilgili olma, olayları kavrayarak akıllıca davranma, doğru yönlendirilme, onaylanma ve desteklenme, güven hissetme, tutarlılık, öngörülebilirlik, akılcı referanslarla hareket etmek…

Ancak şu gerçek her zaman akılda tutulmalıdır: Her bir kişinin; bir ilişkide öncelikli olarak ihtiyaç duyduğu şeyler ve ihtiyacının derecesi birbirinden farklıdır. Bu farklılığın en temel nedeni ve belirleyicisi, mizaç ve kişilik yapısıdır.

Örneğin bazı insanlar mizaç yapılarına bağlı olarak, ilişkilerinde duygusal ihtiyaçlarına ve bu ihtiyaçların tatmin edilmesine daha odaklıdırlar. Bazıları ise, ilişkilerinde korunma, olduğu gibi kabullenilme ve temel maddi ihtiyaçlarının karşılanmasına öncelik verirler.

Bir diğer insan ise, mizaç yapısına bağlı olarak; ilişkisinde güven, tutarlılık, onaylanma ve akıllıca yönlendirilme ihtiyacına daha öncelikli olarak odaklanabilir.

Temel arayışlarımız temel ihtiyacımızı belirler. Temel ihtiyacımız ise kendimizi daha yakın hissedeceğimiz ve yöneleceğimiz kişileri belirler. Örneğin; duygusal paylaşım, ilgi ve değer görme arayışındaki bir insan, kendisine karşı sıcak bir duygusallıkla yaklaşan ve ilgi gösteren bir kişiye yakınlık hissedecektir. Ancak keyifli deneyim, yenilik ve merakını tatmin arayışındaki bir insan; duygusal sıcaklıktan çok, keyifli vakit geçireceği, zeki ve merakını cezbeden bir kişiye yakınlık duyacaktır.

Dolayısıyla bir insanın MİZAÇ/KİŞİLİK yapısına göre

• Algı ve değerlendirme tarzı

• İhtiyaç önceliği

• Beklentileri

• İlgi ve dikkatini yönelttiği alan

• İletişim ve tepki tarzı

• Kendini ifade etme şekli

• Sorun ve çatışma çözme biçimi FARKLI OLACAKTIR.

--

İsmail ACARKAN