Loading...
Menu

HAYALLER VE YOKOLUŞLAR

Hani hep şikayet ederiz ya sürekli unutkanlıktan … Yorgunluk deriz, çok çalışıyoruz deriz… Birkaç vitamin öneririz birbirimize komşudan kapma… Hiç söyleyecek bir şey bulamazsak da “stres” deriz…
Ajandalar, cep telefonları imdadımıza yetişmiş durumda ama hep unutkanlık başka bir burukluk bırakır içimizde… Anlamayız… Belki çok derinlerde unuttuklarımızdır asıl bu kelimeyi söyleten… Şimdi size sorsam beş yıl öncesi ile aynı mısınız diye. Hepimiz, ben dahil gururla “yok, cnm” diyip üstüne de bıçkın bir tebessüm ekleriz.. Artık ne kadar büyümüş olduğumuzun, eskiden sızlandıklarımıza göğüs gelebilecek kadar güçlü olduğumuzun gülümsemesidir bu… Altında da”yendim seni hayat” nidaları vardır. Hani şu burukluk dediğim nane, biraz daha geriye dönünce çıkar… Çocukken ki 4-5 yaşımızdaki hallerimizi konuşurken, önce hayata dair beceriksizliklerimize güleriz, sonra sanki kötü bir şey hatırlamış gibi birden ürpeririz. İşte o zaman da hayat kahkahayı patlatır, ” nasılmış, kim kimi yenmiş” diye… Çünkü orada en saf, en duru haliyle kendimiz yatar. Hayallerimiz, kim olmak istediğimiz … Oradaki düşlerde, büyüklenmelerde gizlidir. Sonra bu aldım verdim oyunları başlar hayatla… Umutlarla koşarak düşmediğimizi sandığımız senaryolara balıklama atlarız. Ama hiç de bizim istediğimiz gibi sütten çıkma ak kaşıklarda bizi beklemiyorlardır. Hatta oraya varamayalım diye tırla molozlar yığarlar önümüze… En sevdiklerimiz hayatı tanımlayıp ” hayatta olmaz” diyerek, gelecek korkuları, kaygıları, reddedilişler, kötü ellere düşen düşlere böyle ballandıra ballandıra kayaları ite kaka getirirler ki ola ki molozlar gözümüze az gözükmesin. Her düşümüzden bir parça kopardıklarında aslında bizden bir parça eksilttiklerini bilmezler. Biz gene bir yolunu bulur ola ki tırmanır aşarsak o yığını bu sefer de arkadaki okçu birlikleri umutlarımızı ve duygularımızı alıp bize yol, su, elektrik olarak sağlamak üzere pusuda bekliyorlardır. Sonunda biz tek tek bırakırız düşleri ve teslim bayrağını çekeriz. Artık ne istediğimiz değil, yolun neresi açık olduğuna kalır öyküler… Kim olacağımız tırların istikametine bağlıdır. O değilde asıl insanı üzen, oradaki en bilge kişiyi, kendi için en iyiyi seçebilecek kişiyi çok küçük bu hayattan zaten çakamazdı diyip küçükken bize yaptıklarında o çok kızdığımız gibi “sus, sen küçüksün hayattan ne anlarsın ki” diyip elinden tuttuğumuz gibi peşimize ite kaka sürüklememiz. Derler ya kendimizin kendimize ettiğini düşmanımız edemez diye. İşte o misal. Yaşama sevincinizi veya umudunuzu kaybettiyseniz bir yerlerde başa sarıp yolda dökülen parçaları tek tek toplamak gerek. Bazen de nerede molozlar yığılı bakıp koşarak aralarına dalmak. Hanginizi paşa gönlünüz seçerse, ama bir daha unutkanlıktan şikayet etmeyeceğimiz kesin .