Loading...
Menu

Erkek Gibi Kadınlar

Kadın gibi kadın diye bizi sevenler olur mu dersiniz? Yoksa erkeklerin çoğu gibi “erkek gibi kadın” olduğumuzda mı sevilmek gerek dersiniz? Gözyaşlarımızdan korkan bir toplumla karşı karşıyayız. En belki de gücümüze gidecek olan şey, değerli olmamız için, kariyerimizde takdir edilmek için kadınlık özelliklerimizden vazgeçip erkek gibi kadın olmamız gerektiği…

Toplumda giderek kadına karşı artan şiddeti izliyorum açıkçası. Ve biz ne kadar erkekleşirsek kadınlığımız o kadar haklarını yitiriyor. Kadın gibi giyinmek, konuşmak, hissetmek en büyük suçumuz oluyor belki de. Giderek kısır döngüye dönüyor olay. Toplumsal olaylara hep beraber kızıyoruz, ama bireysel anlamda güvende olmak ve değerli olmak için belki fark etmeden, belki çaresizlikten o erkek gibi kadın örtüsünü üstümüze örterek dolanmaya çalışıyoruz. Bence bir insanın doğasından vaz geçmekten daha ağır bir günah olamaz.

Peki biz bu günlere nasıl geldik? Kadının toprak dendiği, cennetin ayaklarının altına serildiği, kutsal dendiği dönemlerden taşlanacak, şeytanla bir tutulacak geçişi hak etmek için ne yapmıştık ki? Toplumda her zaman değerli olmak için bir şeyler kötü ilan edilmiş, bastırılmış, yok edilmeye çalışılmış ve karşılığında diğer grupların yükselişi sağlanmıştır. Derisinin renginden köleleştirilmeye çalışılanlar, ırklarından dolayı yok edilmesi gereken ırk ilan edilenlerde bu olguyu kabul edilemez görüyoruz da sorun kadınlığa gelince erkek cinsi yükseltilirken bastırılan kadının sesine cılız kalıyoruz.

Aslında erkek egemenliğinde anne olarak kutsal olan kadının özgürlük arayışı ile başladı her şey. Kendini keşfetmek için önce özgür olmalıydık. Birey olarak yola çıkmaya kalktığımızda ilk erkeklerin maddi özgürlüğüne ait hakları elde etmeliydik. O yüzden de erkeklerin iş dünyasına girmemiz gerekiyordu. Onlar kadar zor saatlere ve şartlara dayanıklı olmalıydık, bizim narin bedenlerimizin onların kas kütleleri ile olan farkının bir önem yoktu, Duygusal iniş çıkışlarımız da olmamalıydı, her ay değişen hormon dengemizin, bir toplumu yetiştirmek için duygusal sorumluluğu vermek için ihtiyaç duyduğumuz gözyaşlarımız da burada fazlalıktı. Eşit olmak imkansızken özgürlük arayışında eşitliğe oynadık . Belki hedefimiz bir Truva atı olabilmek idi. Erkeklerin dünyasına girip özgürlüğü ele alınca Truva atını açıp içinden kadınlığımızı, dişiliğin, duyguların, hassasiyetin ve yaratıcılığın en güzel doğasını paylaşacak kadar güçlü olabilmekti. Ama onlara bir masal anlatırken, o masala bizde inandık.. Ve erkek gibi kadın olarak tüm kadınlık haklarımızı, gözyaşlarımızı, narinliğimizi, doğurganlığımızı, ilişkideki bağlanma veya kutsal evlilik arayışımızı, duygularla dünyaya bakan gözlerimizi hepsinden tek tek vaz geçtik. O kadar bize uzak oldu ki artık hepsi utanılacak özelliklere döndü. Öyle bir yere geldik ki kendimize dair olanı sormaya korktuk, hatırlamak istediğimizde vereceğimiz mücadele o kadar zorlu geldi ki erkek gibi kadın olup kadın olduğumuzu hatırlamamak bize daha az acı verir oldu. Ve her gün içimizde ölen kadınlığı Özgecan, Berfin, Ebru, Fulya, Ayşegül gibi isimlerle yaralıyoruz gömüyoruz. Ve sanki onları hiç tanımamışız gibi sessizleşiyoruz.