Loading...
Menu

Dondummm

Buz kesmek diye bir deyim hiç duydunuz mu? Hani dışarısı çok soğuktur ve kıpırdamaya enerjimiz olmaz… Sanki dokularımızda kan akışı olmaz, her şey öyle donmuş kalmıştır ama acıtır bir yandan da.. Öyle kalsa iyi. Sizi bilmem, ama beni ciddi acıtır parmaklarıma ağrılar girer… Ta ki oradan yer değiştirip sıcak bir kaynağa geçtiğimde bile acının geçmesi zaman alır.
İşte hayatta bazen aynen buz kestiğimiz öyle dönemler vardır… Şanslıysak farkederiz. Ama gerçekten bazen o donakalmışlığı farketmek için şanslı olmak gerekiyor. Çünkü zamanın tüm hızı ve karmaşası ile aktığı zamanın karelerinde bizim tek bir karede sıkıştığımızı, hep aynı kare içinde günü tamamladığımızı anlamak kolay değil, olmayacaktır çünkü… Duygularımız buz kesmişken, nasıl hissedebiliriz ki bir şeyin yolunda olup olmadığını? Ben parmaklarım donunca hissedemiyorum. İşte hisleriniz donunca da öyle bir KALAKALIVERİYORSUNUZ!!! Biri size çay mı, kahve mi diye sorduğunda içinizde geçmişteki kahve sevdiğinizi hatırlayan ama varla yok arası, silik, hayal meyal hatırladığınız bir görüntüye istinaden kahve diyorsunuz. Kahve kalmadı size çay versek dediklerinde yüzünüzde donuk gülümseme devam ediyor. Çünkü farketmiyor aslında. Kahve de içseniz de hissedemeyeceksiniz çay da… Hepsi sıcak sıvı altı üstü… Peki ne halt yemeye böyle bir şey oluyor? Çok OLGUN olup, Buddha’ nın kankası hale gelip artık dünya nimetleri farketmez mi olduk? O kadar mı aştık kendimizi… Ah, keşke… Ama üzgünüm eğer içinizde bir boşluk, azıcık kıpraşan ama sudan çıkmış balığın ki gibi iki kıpırdanışın ötesine gitmeyen duygular ve seçimlere sahipseniz siz de BUZ KEŞMİSSİNİZ!!!!! Ve acilen SICAK BIR YERLERE KOŞMANIZ lazım. Bu çok küçük yaşlarda da olabilir, hayatınızda o rüyalarınızda öyle kelebeklerle koşan çoçuk gibi çoşkulu olup da olayın filmlerdeki gibi olmadığını görüp çamura yuvarlanıp taşlara, kayalara takılıp yere kapaklandığınızda da olabilir. O zaman hislerinizle ne yapacağınızı bilemezsiniz. Ve zamanla ilerlemek yerine durmayı seçersiniz. Dışarıda gündelik hayatlarla sürüklenirsiniz, annenizin babanızın idealleri sizin geleceğinizi, patronunuzun idealleri sizin nasıl bir çalışan olacağınızı, sevgilinizin eşinizin
Beklentileri sizin nasıl bir geyşa ( kadın/erkek) sevgili olacağınızı belirler. Kendiniz dışında herşeysinizdir. Ülkenin ekonomik koşulları hangi işte çalışacağınızı, ne zaman dinleneceğinizi belirler. Hava ve mevsim sizin depresyonda mı mutlu mu olacağınızı belirler… Zaman gider ama siz gitmezsiniz. Zaman ve size dair herşey gider, görüntüler gider, siz de gittiğinizi zannedersiniz. Bedeniniz sürüklenir, herkes sizi orada gördüğü için kimse anlamaz aslında olmadığınızı. Zamanın içinde bir karede sizin dönüp almanızı bekleyen bir çocuk vardır. Ve zaman ne kadar geçerse onun boşluğu o kadar artar. Yaşayan ölülerden biri olursunuz ta ki yeniden yaşamayı seçene dek. Önce etraftaki birşeyler ters gider ve yıkılır, sonra bedeniniz yıkılmaya, hastalanmaya başlar. Çünkü kaynaktan uzaktasınızdır. İşte o zaman tüm resim yıkılmadan geri dönüp onu bıraktığınız yerden almak zorundasınızdır, çünkü onun boşluğunu doldurmak için dışarıda aradığınız sevgili, sarılacağınız işiniz, yutacağınız antıdepresanlar hiçbiri onun boşluğunu dolduramayacaktır. Herşey tekrarlayan, içi boş resimlerden ibaret olacak, ta ki siz yeniden kendinizi kaldığınız yerde bulanak dek. Tüm yolculuğumuz kendimize ve kendilik parçalarımızı tamamlamaya… Her şeye karşı devam edebiliriz, eksilen herşeyi evren bir yerde doldurur… Tek bir şeyi doldurmaz o da kendimizi…. Sevgiyle, özgürce kalın ….