Loading...
Menu

Çocukları Anlamak, Kendimizi Farketmek

Bütün çocuklar aynı mıdır? Niçin bazı çocuklar daha hareketli iken bazıları daha sakindir? Bazı çocuklar çevreleriyle hemen kaynaşırken bazı çocuklar neden çekingen davranır? Kimi çocuklar annesinin yanından ayrılmakta zorlanırken kimileri kolayca bunu yapabilir.

Neden?

Hepimiz bu farklılıkları hem kendi çocuklarımızda hem de çevremizdeki çocuklarda görürüz. Ancak bu farklılıkları her yönüyle tanımlamak ve nedenlerini belirlemek kolay değildir. İşte bu kitabın ana konusu; çocuklarda gözlemlenen bu farklılıkları tanımlamak, nedenlerini ortaya koymak ve sağlıklı gelişim sürecine katkıda bulunmaktır.

Bir ebeveyn olarak çocuğumuzun bedensel sağlığını önemser ve en iyi şekilde beslenmesine dikkat ederiz. Ancak en az onun kadar önemli olan şey; çocuğumuzun doğuştan getirdiği psikolojik özellikleri bilerek bunları en sağlıklı şekilde geliştirmek ve psikolojik sağlığını korumaktır. Eğer çocuğun psikolojik yapısını doğru bir şekilde anlarsak onun gelişmesi için en uygun tutum ve davranışları da bilmiş oluruz.

Yapılan tüm bilimsel gözlem ve araştırmalar çocukların neredeyse doğumdan itibaren gözlemlenebilen farklılıklarına dikkat çekmiştir. Bazı çocuklar daha meraklı ve hareketli bazı çocuklar ise daha sakin ve temkinlidir. Bazı çocuklar daha cesur ve atak bazı çocuklar ise daha çekingen ve kaygılıdır. 

Bu yazının konusu olan Enneagram/Dokuz Mizaç Modeli bu farklılıklara nesnel bir açıklama getirmeye çalışmaktadır. Enneagram modeline göre; “çocukların hepsi aynı yapıda olmayıp temelde 9 farklı mizaç yapısından biri ile dünyaya gelirler.”

Her çocuk için doğumdan itibaren ilk merak edilen şey genel sağlığı ise ikinci merak edilen şey de cinsiyetidir. Çünkü onlara vereceğimiz bakım için bu iki unsur çok önemlidir. Ama en az bunun kadar önemli bir diğer unsur çocuğun mizaç yapısıdır. Eğer çocuğun mizaç yapısını doğru tespit edip anlayabilirsek onun gelişmesi için en uygun olan tutum ve davranışları sergilememiz de kolay olacaktır.

Çocuğun cinsiyetini bilmeden onu doğru bir şekilde yetiştirmek mümkün olmadığı gibi onun mizaç ve kişilik yapısını bilmeden de ona uygun eğitimi vermek pek mümkün değildir.

Her birimiz “insan” olmak açısından aynı olduğumuzu “olayları, olguları, sözleri ve tavırları” aynı şekilde anladığımızı ve değerlendirdiğimizi zannederiz. Hâlbuki her birimizin  “anlayış tarzı, beklentileri, arayışları ve öncelikleri” farklı farklıdır.

Bu farkı fark edemediğimizde; her birimiz zorunlu olarak muhatabımızı (çocuklarımızı) “kendimize ve kendi algı tarzımıza göre” tanımlar ve yorumlarız. Biyolojik olarak hepimizin aynı yapıda olmamız psikolojik olarak da aynı olduğumuz zannını oluşturur. Bu zan ise bizi yanlış anlamalara-anlaşılmalara götürür. 

Hiçbirimiz diğerimizden üstün değiliz; ancak farklıyız. Muhatabımızı kendimize benzetmeye çalıştığımızda veya bizim gibi olmasını istediğimizde bu, onun farklılığını görmezden geldiğimiz veya göremediğimiz anlamına gelir. Üstelik onu kendimize göre değerlendirdiğimizde hem yanlış bir karşılaştırma yapmış oluruz hem de ona haksızlık etmiş oluruz. Nasıl ki:

Bir tavşana “göre” kaplumbağa tembeldir.

Bir güvercine “göre” yarasa kaçıngan ve soğuktur.

Bir kartala “göre”  tavuk uçma özürlüdür.

Kılıçbalığına “göre” balina çok şişmandır.

Bir arslana “göre” filin burnu sarkıktır.

Bir pandaya “göre” maymun çok hareketli ve gürültücüdür.

Kısacası; her bir insanı, bir diğeri ile mukayese etmeden; onu kendi yapısına, şartlarına, imkân ve kabiliyetlerine göre değerlendirmek ve anlamak gerekir. 

                İşte nasıl ki çocuğun cinsiyetini tespit edip gelişmesi yönünde uygun şekilde davranış, tutum ve yönlendirmede bulunuyorsak aynı şekilde çocuğun mizaç yapısını da tespit edip bu yapının kişilik özellikleri anlamında olumlu yönde gelişmesi için gerekli olan davranış, tutum ve yönlendirmelerde bulunmamız büyük önem taşımaktadır.

                Örneğin; bazı çocuklar dışa dönük, kendini korumaya ve gerekirse tepki vermeye çok eğilimli olup istemediği bir şeyi yapmamaya, kendini korumak için güç kullanmaya ve çabuk öfkelenmeye eğilimli bir yapıda doğar. Bu çocuklar kavgacı-öfkeli-çatışmacı-başına buyruk olarak doğmaz ancak bunlara meyilli olarak doğar.

                İşte bir anne-baba veya eğitici bu çocuğun mizaç yapısını bilmeli ve bu mizacın olumlu yönde gelişimi için doğru şekilde davranmalı ve eğitmelidir. Onu sürekli kontrol etmeye çalışmadan, yaptığı şeyin onun için zararlı olabileceğini düşündürerek onu sakındırmak, zorla hiçbir şey yaptırmamak, fiziksel güç kadar düşünce gücünün de farkına vardırmak, saldırgan-kavgacı arkadaşlardan ve görsel materyallerden (oyun, film v.s.) uzak tutmak, öfke ve sertlik göstermemek gereklidir. Ebeveynler seven, şefkatli, bilge ve müsamahalı bir otorite olmakla bu mizaçtaki bir çocuk için en uygun tutumu sergilemiş olacaktır.

                Ancak anne-baba bu mizaç yapısındaki çocuğun her zaman söz dinleyen, sessiz, sakin, ağırbaşlı, herkesle uyumlu bir çocuk olabileceğini düşünmemelidir. Onun cesur ama kavgacı olmayan, kendini koruyan ama şiddet yanlısı olmayan, bir ölçüde istekleri konusunda sabredebilen ama çok da sabırlı olamayan ancak bunun yanı sıra atak, insiyatif alabilen, hakkını savunan, haksızlığa uğrayanı ve zayıfı koruyan bir kişilik yapısında olabileceğini düşünmelidir.

ŞUNU HER ZAMAN HATIRDA TUTMALIYIZ: Hiçbir mizaç yapısının bir diğerine genel bir üstünlüğü yoktur. Bir diğer ifadeyle daha iyi veya daha kötü bir mizaç yoktur. Ancak farklılık vardır. Nasıl ki bir elma çekirdeğinden, portakal olmasını beklemiyorsak; çocuğumuzun mensup olduğu mizaç yapısından da onun için imkânsız olanı beklememeliyiz.

Her anne-babaya düşen şey; o mizaç yapısının imkân ve potansiyellerini tespit edip anlayarak çocuğun olumlu gelişimi yönünde tutum ve davranış sergilemektir.

 Bir tavuktan bir kartal gibi uçmasını bekleyemeyiz, aynı zamanda bir kartalın da bir tavuk gibi her gün yumurtlamasını beklemeyiz. Dolayısıyla kartal ile tavuğu mukayese etmeyiz. Yine nasıl ki bir kaplumbağadan tavşanın çeviklik ve hareketliliğini bekleyemeyiz, ancak kaplumbağanın da tavşana oranla daha temkinli, dayanıklı ve kararlı olduğunu biliriz. 

Kısacası; size verilen bir elma çekirdeğinden bir portakal elde edemezsiniz. Ama o elma çekirdeğinden; sağlıklı, gelişkin, olgun bir elma mı yoksa kurtlu, çürük, ham bir elma mı olacağı siz anne-babaların tutumuna ve çevresel şartlara bağlıdır.

                İşte bu yüzden bize hediye edilen her bir çocuğumuzun öncelikle yapısını yani mizaç özelliklerini anlamaya çalışmalıyız. Enneagram/Dokuz Mizaç Modeline göre hem ebeveynler hem de çocuklar; kendi yapılarına göre hayatı ve olayları algılar, değerlendirir ve yaşarlar. Bu nedenle ebeveyn-çocuk ilişkisini değerlendirdiğimizde açıkça şunu görüyoruz: bilinçli ve bilgili bir farkındalık olmadığı sürece “mizaçların yapısal zorunluluğu” ebeveyn-çocuk ilişkisinin niteliğini ve sürecini belirler. Ya birbirini anlamama ve çatışma ya da birbirinin farkını anlama ve uyum.

                Örneğin; bazı mizaç yapılarının ortalama düzeydeki ebeveynlik tarzı, istediklerinin hemen ve itiraz edilmeden yapılmasını isteyen, iletişimde kısa ve net bir tutum sergileyen, sert-otoriter bir görünümdedir. Buna karşın bazı çocukların mizaç yapıları da çok duygusal, kırılgan, kolay incinen, sertlik ve öfkeye karşı çok hassas bir nitelik taşır. Bu iki farklı mizaçtaki baba ve çocuk ilişkisinin “doğal sonucu” şudur; babanın gözüyle “çabuk küsen ve kırılan, aşırı duygusal, söz dinlemeyen zayıf bir çocuk”; çocuğun gözüyle ise “kendisini anlamaya çalışmayan, dinlemeyen, duygusuz, sert, her şeye çabucak öfkelenen bir baba”.

                 Aslında “ilişkilerimize” dikkatle baktığımızda şunu apaçık görürüz. “Hepimiz kendi mizacımızın mahkûmu, bazen de mağduruyuz ve yine mizacımızdan dolayı muhataplarımızı mağdur ederiz. Aynı zamanda muhataplarımızın mizacı da bizi mağdur eder”. 

Ancak şu unutulmamalıdır ki; bu mağdur olma ve mağdur etmelerin hiçbiri “şuurlu ve bilerek” değildir.

İşte bu nedenle eğer ebeveynler çocuklarına faydalı olmak ve bilmeden de olsa zarar vermek istemiyorlarsa kendi mizaçlarının farkında olmalı ve kendi mizaçlarının çocuklarının mizacına ve beklentilerine uyup uymadığını düşünmelidir.

Dolayısıyla ebeveynler çocuklarını yetiştirmeden önce kendilerini yetiştirmelidirler.

“Anne-baba her bir çiçeğin kendi renginde ve kokusunda açıp gelişmesi için gerekli bakımı yapan bahçıvan gibidir. O çiçek hangi renkte ise o şekilde açacaktır. Onun rengini değiştirmeye çalışmak, onun rengini beğenmemek veya onu istediğimiz renge boyamaya çalışmak yanlış olacaktır.”

Üç tür ebeveynlik vardır;

Biyolojik ebeveynlik; bir çocuğun biyolojik oluşumu için gerekli olan bedensel yeterlilik ile ilgilidir.

Psikolojik ebeveynlik; kendinin ve çocuğunun mizaç ve kişilik yapısının farkında olarak çocuğunun zihinsel-duygusal ve davranışsal düzeyde gelişmesi ve yetkinleşmesi için gerekli olan tutumu gösterebilme yeterliliğini ifade eder.

Ruhsal ebeveynlik ise; manevi (ruhsal) açıdan bilgeliğe, hakikate, sonsuz sevgi ve şefkate ermiş olarak çocuğunun imkân ve kabiliyeti nispetinde bu ruhsallığı yansıtabilme yeterliliğidir.

                Bu açıdan baktığımızda şu uyarıda bulunmayı gerekli görüyoruz; anne-babadan birinde veya ikisinde biyolojik (genetik) olarak bir hastalık var olduğunda çocukta da o biyolojik hastalığın görünebilme ihtimali olduğu gibi; psikolojik düzeyde de (düşünce, duygu ve davranış düzeyinde) anne-babada var olan herhangi bir yetersizlik (doğruları bilmeme, kararsızlık, kaygılılık, korkaklık, sorumsuzluk, empati yoksunluğu, sevgisizlik, v.s) veya hastalık (bencillik, öfkelilik, sertlik, aşırı ve gereksiz tepkisellik, yanlış düşünce ve duygular v.s) çocuğu olumsuz yönde etkileyecektir.

                Dolayısıyla ANNE – BABA OLMAK için biyolojik olarak sağlıklı anne-baba olma yeterliliğinin yanı sıra en azından psikolojik olarak ta sağlıklı anne-baba olma yeterliliği gerekmektedir.     

                Sağlıklı bir kişilik ve karakter eğitimi, söz konusu çocuğun mizaç yapısının çok iyi bilinmesine bağlıdır.      

Anne-babalar çocuklarının kendilerinden farklı bir yapıda olabileceklerini bilmeli ve bu farklılığı dikkate alarak çocuklarına en uygun tarzda davranmalıdır. Bu farklılığı anlayan anne-babalar; çocuklarını daha doğru ve objektif bir açıdan bakıp değerlendirerek çocuklarından beklentilerini de doğru bir çizgiye çekeceklerdir.

Mizaç ve kişiliğin ihtiyaçlarına göre verilecek bir eğitim için mizaçları tüm avantajları ve potansiyel riskleri ile tanımak gereklidir. İnsanların doğuştan sahip oldukları dokuz farklı mizaç tipi vardır. Her insan bunlardan birini baskın olarak taşır.

1-Mükemmeliyetçi ve kuralcı mizaç tipindeki çocuklar; mantıklı ve düşünerek hareket eden, uslu, ciddi, ne yaptığına dikkat eden, titiz ve düzenli olmaya eğilimli,  “doğruyu ve yapılması gerekeni sorup öğrenerek onu yapmaya çalışan, bir şeyi eksik ve yanlış yaptıklarında bu durumdan oldukça rahatsız olup kendilerine kızan,  yanlışlık yapmaları halinde suçluluk duygusunun çabuk geliştiği, haksızlığa uğramaları halinde ise kolay öfkelenen bir yapıya sahiptirler.

 Potansiyel riskleri; Esnek olmakta zorlanma, aşırı eleştiri ve yargılama, kurallarında katı olma, yanlışa tahammülsüzlük, kızgınlık.

2-Yardımsever ve duygusal mizaç tipindeki çocuklar; çok duygusal, sevecen, iletişimi ve paylaşımı seven, merhametli, yardımsever, sıcakkanlı, insanlarla çabuk kaynaşabilen, arkadaş canlısı, çabuk duygusallaşan ve ağlayan, çevresinden ilgi ve sevgi bekleyen, kendisini sevdirmeye ve beğendirmeye çalışan, yakın temastan hoşlanan,  çabuk alınıp kırılabilen/küsebilen bir yapıya sahiptirler.

Potansiyel riskleri; Alınganlık ve küsme, kıskançlık, isteklerinde tutturmacılık, eleştiriden kırılma ve kişiselleştirme, moral ve motivasyonunun çabuk bozulması.

3-Başarı odaklı ve hırslı mizaç tipindeki çocuklar;  hırslı, enerjik ve rekabetçi olup kendinden emin gözüken,“ başarmak ve takdir edilmek isteyen”,  yenilgiyi ve başarısız olmaya tahammül edemeyen, dikkat çekici ve etkileyici olmaya çalışan, amaçlarına kolayca motive olup hedefleri doğrultusunda –duygularına takılmadan- sonuca ulaşıncaya dek çaba gösteren ve  bir ortamda ne söylemeleri, nasıl hareket etmeleri gerekiyorsa ona uygun davranma becerisi gösterebilen bir yapıya da sahiptirler.

 Potansiyel riskleri; Aşırı hırs ve rekabetçilik, imaj ve görünüme düşkünlük, kibir, kendini öne çıkarma, olduğundan farklı görünme.

4-Hassas- özgün ve bireyselliğine düşkün mizaç tipindeki çocuklar; duygusal açıdan hassas, kolay incinebilen, hüzünlü, merhametli, karşısındakilerin duygularını anlamaya çalışan, içten ve dost canlısı, içlerinden geldiği gibi davranan, bazen aktif ve canlı olsalar da, bazen de yalnızlığa ihtiyaç hissedip kendi duygu dünyalarıyla baş başa kalmaktan hoşlanan, duygusal iniş çıkışları çok sık yaşayan bir yapıya sahiptirler. Duygusal olarak kolay incinirler fakat genelde bunu pek ifade etmezler. İncindiklerinin çevresindekiler tarafından fark edilmesini ve anlaşılmasını beklerler.

 Potansiyel riskleri; Kolayca ve aşırı incinme, kendine acıma, memnuniyetsizlik, içe kapanma, eksiklik karşısında memnuniyetsizlik, olumsuzlukları abartma.

5-Bilgi odaklı ve mesafeli mizaç tipindeki çocuklar; ağırlıklı olarak içe dönük, sessizce gözlemleyen, bilgiye ve öğrenmeye meraklı, kalabalıklar içinde çekingen davranan, çok düşünen, korkuya eğilimli, yalnız kalıp düşünmeyi seven, fiziksel yakınlıktan ve temastan pek hoşlanmayan, çevresinde olan bitenleri sessizce gözlemleyip anlamaya çalışan, duygusal tepkilerden çok rasyonel ve mantıklı tepkiler vermeye eğilimli bir yapıya sahiptirler. Dikkat çekmekten, göz önünde olmaktan özellikle kaçınan bu çocuklar; kalabalık sosyal ortamlarda uzakta veya kenarda olmayı daha çok tercih ederler.

 Potansiyel riskleri; Duygu ve düşüncelerini paylaşmama, kendini kapatma,  bilgiçlik ve küçümseme, kaçınganlık, cesaret edememe, sosyallikten kaçınma.

6-Tedbirli ve güven odaklı mizaç tipindeki çocuklar;  kontrollü ve temkinli davranan, güven ve emniyet arayan, yabancılarla ilişkilerinde kontrollü davranan, hemen samimi olmayan, çabuk kaygılanabilen, güçlü ve kendisini koruyan bir otoriteye arayan,  olası en kötü ihtimalleri hesaplayan,  gelecek ile ilgili kaygılar taşıyan, tedbirli ve çekingen hareket etmeye eğilimli, karar vermekte zorlanan veya verdikleri kararları yakın çevresine onaylatma ihtiyacı hisseden, zaman zaman özgüven problemi yaşayan ve mutlaka “güçlü ve bilen bir otoriteye” ihtiyaç duyan bir yapıya sahiptirler.

 Potansiyel riskleri; Çabuk endişelenme, kaygı ve korkusuyla baş edememe, güvenmekte zorlanma, kötümserlik, cesaretsizlik, geç karar verme, özgüvensizlik.

7-Keyfine düşkün ve meraklı- hareketli mizaç tipindeki çocuklar;  çok hareketli, konuşkan, dışa dönük, neşeli, iyimser,  muzip, şakacı, heyecan ve maceradan hoşlanan, keyiflerine çok düşkün çocuklardır. Hayal dünyaları çok geniş olan ve sorunlar karşısında derhal pratik çözümler üretebilen, acı ve sıkıntılı durumlardan kurnazca kaçan, zor ve sıkıcı bir şeye uzun süre odaklanmakta zorlanan, kolayca dikkati daha çekici şeylerle dağılabilen, aynı şeyleri yapmaktan çok çabuk sıkılan, yenilik ve değişiklik arayan, meraklı, her şeyi kurcalamayı seven, rahatına düşkün, sorumluluktan kaçınan veya aldığı sorumluluğu zamanında yerine getirmekte zorlanan bir yapıya sahiptirler.

 Potansiyel riskleri; Sabırsızlık, çabuk sıkılma, dikkat dağınıklığı, zorluklardan kaçınma, dağınıklık, ben merkezlilik, sorumluluktan kaçış.

  8-Hakimiyet kuran ve cesur- güçlü mizaç tipindeki çocuklar;  cesur, korkusuz, çevresindekileri yönlendirmek ve yönetmek isteyen ancak yönetilmekten hoşlanmayan, cömert, çatışmaktan çekinmeyen, kendinden emin, zorluklar karşısında güçlü ve dayanıklı, enerjik, her şart ve durumda öne çıkıp müdahale edebilen, kolay ağlamayan, sınırlanmaya ve baskılanmaya karşı gelerek tepki gösteren, kendilerini ve çevresindekileri korumak için kavga ve çatışmadan asla çekinmeyen, zayıflıktan ve güçsüzlükten hiç hoşlanmayan,  sert, baskın ve çok çabuk öfkelenen bir yapıya sahiptirler.

 Potansiyel riskleri; Öfke ve şiddet, aşırı hükmedicilik, bildiğini okuma, kavgacılık ve karşı gelme, acelecilik

9-Uyumlu- barışçıl ve sakin mizaç tipindeki çocuklar; Sakin, mülayim, beklentileri az, utangaç,  hareketlerinde biraz ağır ve yavaş gözüken, aceleci olmayan, huzur ve sükûnet arayan, çevresiyle uyumlu olmaya gayret eden, , çatışma ve kavga ortamlarından kaçınan ve uzaklaşan, barışçıl ve uyumlu olmaya çalışan ancak zorlandığı ve rahatsız olduğu durumlarda gizli gizli inat edebilen bu çocuklar; genelde sakin ve uyumlu olmalarına rağmen nadir de olsa içlerinde biriktirdikleri öfkeyi ani öfke patlamaları şeklinde gösterebilen bir yapıya sahiptirler.  

 Potansiyel riskleri; Üşengeçlik ve erteleme, inat, dalgınlık ve dağınıklık, sebat edememe, çekingenlik, sosyallikten kaçınma, hakkını korumama.

            Anne ve baba ve eğitimcilere düşen görev; çocukların mizaç yapısındaki olumlu eğilimleri dengeli bir şekilde teşvik etmek ve geliştirmek, olumsuz eğilimleri ise mümkün oldukça tetiklememek ve en aza indirmektir.