Loading...
Menu

AŞKIN BÖYLESİ YAŞANMADI!

(Nedendir bilmem ama paylaştığım bu özel anım, Leman Sam’dan Gönül adlı parça eşliğinde okunmasını rica ediyorum…)

Sanırım sanatçı bir ruhla dünyaya gelen insanların, dünyaya geliş amaçlarını biliyor olmaları gibi bir durum söz konusu… Ben kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum. Soba üstünde saç fırçası ile aileme şarkı söyleyerek başlayan kariyerim, kendime olan güvenim ve bitmek bilmez inancım neticesinde bugün konserlerimde sevenlerimle buluşmama neden oldu.

Şarkı söylemek benim için meditatif bir şey. Hiçbir şey şarkı söylerken ve dinlerken beni mutlu ettiği kadar etmiyor hayatta. Yaşıyorum şarkıları diyebilirim… Ki zaten bu sayede kendi bestelerim ve sesimin kalplere dokunma şansı oluyor.

Dedim ya, çok küçük yaşlarda başladı her şey… Hatta doğumumla birlikte başlamış bir süreç olduğunu düşünüyorum. Ben nefessiz, ölü doğan bir bebekmişim. Doğduğumda nefes almıyormuşum ve doktorlar panik halinde solunum cihazına bağlayarak tekrardan geri dönmemi sağlamışlar ve bence nefes almadan, ağlamadan doğup, sonrasında ise nefesimi sesimi insanlara şarkılarımla duyurmaya yönelmiş olmam bence Tanrı’nın bana “Git ve üzerine düşeni yap oğul…” deme şekliydi diye düşünüyorum. Hayatımda şarkı söylediğim anlarımın haricinde hafızamda yer etmiş çok anım yok aslında… Birde aşık olduğum zamanların haricinde….

Hayatımda en büyük aşklarımı müzikle ilgili ortamlarda tanıdım. Bu da bana Tanrı’nın “Hayatın cilvelerini de öğren ve üret oğul…” deme şekliydi kanımca… Tükettiklerim kadar ürettim… Tükettikçe üretmeyi öğrendim… Zaman zaman tükendiğim de oldu… Aşkın ne olduğunu bilmezken apansız çıkan aşklarım oldu karşıma… Karnımdaki ağrıların nedenini anlamaya çalıştığım süre içinde uçup gidiverdi ilk aşkım… Zor olan tam karın ağrılarımın nedenini anlamışken bu sefer de yeni bir dert türedi başımda.

Onunla olmayı öğrenmiş, fakat onsuz kalmayı yeni öğrenecektim. Bu, kimse için kolay değildi elbette ve benim gibi duygularıyla yaşayan biri için de çok ama çok zor bir süreç oldu.

Aşka tövbe ettiğim zamanlar oldu. Aşk yaşamak isteyenleri arkadaşım kabul ettim çok uzunca bir süre… Belki benim için doğru insanlardı, fakat doğru zamanda gelmemişlerdi. Çünkü benim içimde henüz toprağa gömemediğim hayali bir aşkım vardı.

İnsan hayalle yaşar mı? Zaten aşk dediğimiz şey bir hayalden ibaret değil mi? İnsan karşısındakini olduğu gibi değil de görmek istediği gibi görüyor ve bunun adına da aşk diyor. Gözündeki perde kalkınca da işte o tılsım gidiyor ve alışkanlıklar başlıyor.

Aşk konusunda, sosyal ağlarla alakalı hep önyargılarım vardı ve ben insanların internet üzerinden aşk yaşamalarını algılamakta hep güçlük çeken biriydim. Hayatımda benimle ilgili hiç yaşamadığım ilişkiler ve yaşam tarzlarıyla alakalı, mesleğim gereği benimle uğraşan ve bir şekilde iftirada bulunan insanlar oldu… İlk tanınmaya başladığımda bunları okuyup okuyup ağlıyordum. Fakat daha sonra bunların işin cilveleri olduğunu kanıksadığım andan itibaren hiç üzerinde durmamaya başladım, kafamda bir şeyleri çözdükten sonra daha rahat bir hayat yaşadım. Çünkü bugüne kadar ailemin kafasını önüne eğdireceğim ya da insanlara kötü örnek teşkil edebilecek, adıma zarar getirecek bir hayatım asla olmadı.

Bu endişeleri kafasında çözmüş ve mesleğine kendine adamış biri olarak, aşka çok uzak kaldığım bir anda karşıma tesadüfen çıkan biri ile hayatımın hem en mutlu hem de en zorlu dönemini yaşadım.

Dediğim gibi sosyal ağlardan ilişki yaşamak bana çok ama çok uzaktı… Kaldı ki, tanınmış biri olarak beni mesleğimle ya da beğenileriyle alakalı ekleyen ya da sebebi her ne olursa olsun bir şekilde takibe almış olan insanlarla alakalı ilişkimin sanatçı-seven ilişkinin önüne geçmesini asla doğru ve yerli yerinde bulmuyordum. Fakat bir gün bana bu düşüncemi tamamen alt üst ettirecek biri ile tanıştım. İlk başta mesleğim, sesimle alakalı sohbet ederken bu dialog biraz öteye geçti ve kendimi bir aşka düşmüş halde buldum. Onun hayatıyla ilgili bazı çekinceleri olduğu için sadece bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden dialoğumuz devam etmekte ve başka herhangi bir araç kullanmamaktaydık. Düşünsenize, ne telefon, ne kamera görüntüsü… Hiç bir şey yok! Sesini duymadığım, yüzünü sadece fotoğraflarından bildiğim birine sırılsıklam aşık oldum. Bunu yaşamadan önce ise, buna benzer bir olay yaşayan bir arkadaşıma dikkat etmesiyle ilgili akıl verirken aynı durumu ben yaşıyordum ama insan içindeyken durumun farkında olamıyor. Seninki gerçek, senin ki kusursuz, senin ki aşk!!!

Fiziksel temas haricinde bir aşkı paylaşmaya başladık. Dokunmadan, öpmeden, elini bile tutmadan insanın, şarkıları, filmi, replikleri, unutamadığı anıları olur mu? Oluyor, maalesef ki oluyor… Bu sizin ya gerçekten aşık olmaya ihtiyacınız olmasından, ya da o an için bir boşluğa düşüp basiretinizin bağlanmasından ötürü oluyor. Ve ben, aşıkken inanılmaz tutkulu bir adam haline geliyorum…

O dönem kendisiyle alakalı özel durumundan dolayı buluşmak için bana vermiş olduğu 4 ay sonraki randevu için deli gibi bir umutla yaşadım… Deli gibi şarkılar yazdım ona, spor yaptım her gün, ama her gün ve 2 ayda aşkın gücüyle 12 kilo verdim…

Her şey onun içindi… Bütün dünya onun etrafında dönüyordu. Herkesin yüzü ona benziyor ve bütün şarkılar ise, onunla beni anlatıyordu. İnsan böyle delice sevebilir mi? Bal gibi sever… Hem de öyle çok sever ki ?…

Şarkımız bile vardı… Leman Sam’dan ‘’Aşkımdan Vazgeçme’’…Çünkü bana söylediği her şeyde, verdiği dört ay sonraki randevuda bile bir aldatmaca olduğuyla alakalı olarak arada bir şeytan dürtüyordu ama benim o dönem ihtiyacım olmayan tek şey bir şeytanın tavsiyesiydi…

O beni çok seviyor ve ben de ona tapıyordum. Bundan başka bir gerçeğin olmasını asla ama asla istemiyordum. Daha erken buluşmayı arzu etme ısrarımla alakalı ara sıra çok büyük kavgalarımız bile oluyordu ama hep bahanesi hazırdı ve bana bunu kabul etmekten başka hiç bir şey kalmıyordu…

Biliyordum ve kendime defalarca “Salaksın sen, resmen kandırılıyorsun ve bunu kendine nasıl yaptırabiliyorsun?” diyordum… Ama, aşkta neyin mantığı aranıyor ki? Aşk mantıklı bir şey olsa, yaşanmaz zaten… İnsan kendine bile bile acı çektirir mi? Leman’cığım söylüyor, “Aşkımdan vazgeçme, gönül, rüzgar…” diyor, bense her gün ağlıyor ama her gün ona bir gün daha yaklaşmış olmanın ümidiyle yaşıyordum… Hem de hayatımda ilk defa bu denli tutkuyla…

Ve buluşmamıza bir hafta kala, bana bir gün o korktuğum cümleyi kurdu… ‘’Her şey bitti’’… “Neden?… Nasıl?… Niye?… Bitemez!… Ben sana aşığım… Sensiz yaşamam…” Tek kelime… “Bitti!!!”

Dört ay şarkılara sarıp, sarmalayarak sakladığım sevgilim, hayallerimde büstünü kurduğum aşkım ellerimden uçup gidiyordu… Kendime gelemedim. Ağladım… “Telefonunu ver arayacağım…” dedim. Bir telefon verdi, aradım ilk kez… Ama gel gör ki, o telefondan benim aşkım çıkmadı.. Hatta ve hatta öyle biri yoktu orda, hiç de olmamıştı….

Olsun, her şeyiyle kabul etmeye razıydım. Yalan da söylese, oyun da oynasa… Yeter ki o yanımda olsaydı ?… Hayır, bitmişti… O an yıkılan dünyamın şarkısı ‘’Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar’’ olmuştu sadece… Bir yandan Leman, “Aşkımdan vazgeçme” diyor, diğer yandan Zeki Paşa “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar” diyordu…

Bana doğumumda el uzatan Tanrım öyle yüce ki, 4 ay boyunca görmediğim sevgilimi sürekli uğrak yerim olan bir mekana girerken gördüm. Frene nasıl bastığımı ve içeri nasıl girdiğimi hatırlamıyorum bile… Fakat hınca hınç dolu olan mekanda sadece gözlerinin içine bakabildim ama o kafasını çevirip başka yere geçti… Hiçbir şey ama hiçbir şey söyleyemedim… 4 ay boyunca yaşadığım yalan ya da gerçek aşkın faturasını soramadım. Hesabı kendi başıma ödemek vardı kaderimde ve ne yazık ki, 2 kişilik rezerve edilen bu aşkın adisyonunda sadece benim adım doğru yazıyordu.

Sonradan öğrendim ki, 4 ay adına bile bakmanın bana mutluluk verdiği kişinin adı bile o değilmiş meğer ?… Ama öyle eminim ki, öyle biri vardı ve ben ona aşık olmuştum… Yeni bir ad yeni bir gerçek demekti ve ben onunla yaşamış olduğum, onun bana yaratmış olduğu gerçekten başka hiçbir başka gerçek istemiyordum…

İşte insanların son dönemde merak ettiği kiloları da bu sayede aldım. Biz sanatçılar ay gibiyiz etrafı aydınlatıyoruz ama yine tıpkı ay gibi kimseye zararlı olmayan karanlık bir yüzümüz var ki, işte bütün bestelerin, güftelerin demlendiği yer o karanlık bölge…

Şimdi şimdi kendime geliyorum… İşime yine dört elle sarıldım… Kilo ile alakalı soru soran arkadaşlarıma hep bir bahanem var ama asıl içimden geçen ise, okyanusta yaşayan deli bir erkek denizatıyım ve 4 aylık hamileyim…